Ahmet Taştan'ın köşe yazısı
Selahattin Eyyubi ve Nurettin Zengi gibi tarihi ve hacimli romanların yazarı Ali Emre’nin kaleminden Mehmet Akif isimli romanı görünce sipariş vermekte ağır davranmadım.
Kalemini tanıdığınız bir yazar, sizi okumaya daha çok teşvik ediyor diye düşünüyorum. Uzun zaman çalışmaların ardından elde ettiği bilgileri, roman kıvamında tekrardan kurgulamak oldukça çaba isteyen bir iştir, bilirim.
Tarihi şahsiyetleri ele alan romanlar, okurun tarihten bildiklerinin yanında üslubun güzelliği ile merakını çeker.
Yazarımız, kitabın girişinde “Sarıgüzel’in Yetimi” diye bölüm açmış. Eser, Mehmet Akif’in babası Fatih medresesi müderrislerinden temiz Tahir Efendinin vefatıyla başlıyor.
Anası, Emine hanım ve kız kardeşi Nuriye ile yalnız kalmıştır artık.
Roman tadı dedim ya... Duygular derinlemesine hissedilmiş, konuşmalar, düşünceler, duyguların atmosferinde gerçekleşmiş.
Yetim Akif, Rüştiye’deki Türkçe muallimi Mehmet Kadir Efendi, hafızlık hocası Mehmet Rasim, Mesnevi ve Gülistan derslerini takip ettiği Mehmet Esrar Dede, Arapça hocaları Hersekli Ali Fehmi ve Halis Efendi gibi büyüklerinden hem ilmini hem de şahsiyetini inşa etmiş.
Bunun yanında Mehmet Akif, gençlik çağında güreşe meyil etmiştir ve meydanlara pehlivanlık etmiştir.
Babasının ölümü ve evlerinin yanması, birincilikle bitirdiği Halkalı Baytar mektebi, hayat merdiveninin belli basamaklarını oluşturur. Mehmet Akif de diğer aydınlar, subaylar gibi, II. Abdülhamid’in eğitim konusunda gayretleriyle açtığı imkanlardan yararlanarak okumuş.
“Namaz kılmaktan aldığım lezzetin benzerini, bir tek burada laboratuvarda buluyorum, desem yalan olmaz” cümlesini not etmek lazım bir kıyıya... Dinin ve ilmin bir olup methedildiği bir cümle.
“Toprağa, nebatata ve hayvanata, gökyüzüne hatta cemiyete, madde gözüyle bakanların sayısı artık hiç de az değil. Sen bunlara, mümin bir şair gözüyle de bak” tavsiyesinde bulunan Miralay Mehmet Ali Bey, Akif’in hayata bakış rotasını çizmiştir.
Evlenmek istemeyen fakat ahitleşerek evlenmeyi kabul eden, hatta ahirete göçünce evlatlarını Mehmet Akif’in himayesine bırakan İstimyeli Hasan Tahsin diyor ki Akif için:
“Hırslı değildi lakin çok arzuluydu, sofu değildi ancak dinine sövdürmeyen vakarlı bir dindardı, kindar değildi ama insanı çehresiyle dövecek kadar asabi idi, materyalistlerden tiksinmekle birlikte müspet ilimlere çok ilgi duyuyordu.”
Yazar, bazen böyle birbirine bağlı çok uzun cümleler kurduğundan, okuyucuyu biraz detaya boğarken yorgunluk hissi vermiştir, sanırım.