Maraş’ta yaşanan hadisede Milli Eğitim içinde ilk fatura Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur’a kesildi, görevden alındı. Baydur’un bu olayda doğrudan bir ihmali muhtemelen yoktur. Ancak siyasetçilerin her zaman kullandığı bir yöntemdir bu. Kamuoyu galeyana gelmiş ve kurban beklemektedir. Koskoca Bakan kurban edilemeyeceğine göre aşağılardan bir kelle almak iş görecektir.
Baydur’a üzüldüğümü zannetmeyin sakın. Bilakis oh çekiyorum içten içe. Hem bu olayda ihmali yok deyip hem de sevinmem, merhametsiz oluşumdan değil elbette. Bu olayda doğrudan ihmali olmayabilir ama Baydur’a şöyle bir soru sorsak acaba bize verecek bir cevabı var mıydı yoksa ‘ık mık’ mı edecekti? Sorumuz şu: “Sayın Baydur, eğitim öğretim yüzlerce sorunla karşı karşıya. Göreve geldiğiniz günden bu yana sorumlu olduğunuz Maraş ilinde bu sorunları gidermek için ne gibi çalışmalarda bulundunuz?”
Çok düşünmenize gerek yok, şu soruya dolu dolu cevap verebilecek bir il/ilçe müdürü yok henüz. Sağlamasını yapmak çok kolay. Herhangi bir il/ilçe müdürlüğünün sosyal medya hesaplarını girin, kontrol edin. “Falancayı ziyaret ettik, falanca bizi ziyaret etti, falanca okulu ziyaret edip öğretmenlerle istişarelerde bulunduk(öğretmenler odasından bir fotoğraf)...”
Öğretmenlerle bir şey istişare ettikleri falan yok, gelip poz verip gidiyorlar sadece. Hadi istişare ettin diyelim, ne karar aldınız, sonuç ne, ne yapacaksınız, plan programınız nedir? Sırf buradan bile anlarsınız bu ziyaretlerin sadece sosyal medyada bir ‘var olduklarını gösterme çabası’ olduğunu.
Maraş İl Millî Eğitimin instagram hesabını incelerken Milli Eğitim Akademilerini öven bir paylaşıma da denk geldim. Hangi öğretmene sorarsanız sorun Akademilerin tamamıyla gereksiz olduğunu size söyleyecektir. Hatta eminim sayın Baydur’un kendisi de böyle düşünüyordur. Ancak koltuğunu borçlu olduğu ağabeylerine kayıtsız şartsız alkış tutmak zorunda olduğundan, bir ilahiyatçı olduğu halde, koltuğunu altından çekerler korkusuyla dalkavukluk yapmayı hakikati pervasızca söylemeye tercih ediyor.
Benim gibilere kulak asmayacaklar ama ben yine de makam sahiplerini uyarayım. Arapça bir atasözü var: “Seyyidü’l-kavmi hâdimuhum.” Bir topluluğun yöneticisi, onların hizmetkârıdır. Yani kişi bir koltuğa oturup birilerine yönetici olacaksa onların dertlerini gidermek için oturmalı. Oysa günümüzde ünvanlarını artırmak ve daha fazla insanın ‘üstü’ olmak için koltuğa oturmak istiyor insanlar. O nedenle ellerinde birtakım yetkiler olduğu halde suya sabuna dokunmadan daha üst bir makama zıplamak için gün sayıyorlar.
Biz öğretmenler de akşama kadar öğretmenler odasında sorunlar neden çözülmüyor diye dert yanıyoruz. Akabinde bakanlığın sahadan habersiz olduğundan dem vuruyoruz. Sahadan haberdar olan okul müdürleri, şube müdürleri ve il/ilçe müdürleri ne yapıyor ki bakanlıktan medet umuyoruz? Bu yazıyı okuyan öğretmen arkadaşlarım şöyle durup bir düşünsünler bakalım. Okul müdürünüz veya il/ilçe müdürünüz herhangi bir olayda ne olursa olsun mertçe hakkın yanında mı durur yoksa kendisini nasıl kurtarabilir onun peşine mi düşer?
Bunlar hepimizin bildiği şeyler aslında. Bana sadece kaleme almak düştü.
Peki şahsiyet sahibi hiç mi müdür yok? Olmaz olur mu. Onlar benim bu şikayet ettiğim durumdan daha da muzdaripler zaten. Bazı gocunucaklara da tavsiyem gocunmayı bırakıp yaralarına merhem bulsunlar.
Mustafa Yıldırım
Mil Maarif-Sen Bursa İl Temsilcisi