“Ramazan ayı kuran ayı” cümlesini herkesin ağzından sıkça duymuşsunuzdur. Ne kadar doğru ama bir o kadar da yanlış uygulanan bir söz. Ramazan ayı kuran ayı ama öyle mukabelelerde günlük cüzü yetiştirme telaşıyla hızlı hızlı okunacak bir şey değil bu kitap. Özellikle hafızlarımız öyle bir hızla okuyor ki takip etmekte bile zorlanıyor insan. O hızda Türkçe konuşsa, birine Türkçe bir şeyler anlatsa, muhatabının “yavaş ol arkadaş ne bu hız” şeklinde tepkisiyle karşılaşacağı bir halde okuyor Allah kelamını. En basit günlük işlerini bile böyle aceleye getirmeyen insanoğlu, Allah kelamına gelince ne kadar da özensiz davranıyor. Hem de sevap umarak.
İnsan çoğu şeyde olduğu gibi ibadette de görüntüye, şekle ve sayılara takılıyor. Yani özü bırakıp maddi olana kıymet veriyor. Bir şeyin ‘nasıllığıyla’ ilgilenmeyip ‘ne kadar’ oluşuna yöneliyor. Halbuki yirmi sayfayı hızlı hızlı bitirmek yerine 10 sayfa adabınca okunsa daha efdal olmaz mı? Hatta beş sayfa aslından beş sayfa da mealinden veya tefsirinden okunsa daha da makbul olur.
Şöyle bir hayal edin; yanınıza Hz. Peygamber gelse, siz hangisini yaparken daha hoşnut olur? Cüzü bitirme telaşıyla, hâşâ lakırdı şeklinde okuduğunuz Kuranı duyunca Hz. Peygamber’in tepkisi nasıl olurdu, tahmin etmek çok zor olmasa gerek.
Aynısı teravih namazı için de geçerli. Yirmi rekâtı biran önce bitirme telaşıyla yatıp yatıp kalkıyoruz resmen. Oysa adabınca kılınsa, mesela hemen hemen aynı sürede sekiz rekat kılmış olsak sizce hangisi daha makbul? Aynı sürede kılınan yirmi rekat mı yoksa sekiz rekat mı?
Mesela iş yerinizde çalıştırdığınız personel aynı sürede yalap şalap yirmi birim iş mi yapsa daha faydalıdır yoksa adamakıllı yaptığı sekiz birim iş mi?
Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki bizler gündelik işlerimizin hepsinde özeni, düzeni, disiplini arzularız. Gelişigüzel yapılan her şeyden yüz çeviririz. Öyleyse ibadetlerimizde de aynı tavrı kuşanmalıyız.
Şekle hapsolmadan öze kavuştuğumuz bir Ramazan ayı olması temennisiyle.
Mustafa Yıldırım
Mil Maarif-Sen Bursa İl Temsilcisi