Yavaş yavaş kamuoyunun da fark etmeye başladığı acı bir gerçek var: Eğitim sistemimiz çökmüş durumda. Sınavla öğrenci alan proje okullarını hariç tutarsak neredeyse hiçbir okulda vasat derecesinde bile bir başarıdan söz edemiyoruz. Her yıl 150-200 öğrenci mezun eden liselerde, üniversiteye yerleşen öğrenci sayısı ancak 10-20 civarındadır. Bunlar arasında iyi bir üniversitede iyi bir bölüm kazananların sayısı ise oldukça nadir.

Bunun temel sebebinin 12 yıllık zorunlu eğitim olduğunu fark etmeyen yoktur sanırım. Okumayı istemediği halde zorla okulda tutulan öğrenciden akademik başarı beklemek ahmaklık olsa gerek. Eğitimdeki sorunlar bundan ibaret değil tabii. Hatta "Yolunda olan ne var?" diye sorsak, çok az şey sayabileceğimiz kesin.

Peki, Millî Eğitim Bakanlığında çalışan 1 milyon 100 bin öğretmen bu sorunların farkında değil mi? Muhakkak farkında ve her gün öğretmenler odasında birbirlerine bu sorunlardan yakınıp duruyorlar. Ancak bu sorunları gidermek için kimsenin somut bir adım attığı yok. Herkes bekliyor ki güya Bakanlık her şeyi düzeltsin. Oysa Bakanlığın attığı adımlar, sahaya kulak vermediği için çözüm getirmek bir yana, başka problemlerin fitilini ateşliyor.

Bu esnada öğretmenler ve Bakanlık arasında köprü vazifesi görmesi gereken sendikalar ne yapıyor? Girin sosyal medya hesaplarına bakın; işletmelerle yaptıkları indirim protokollerinden kareler veya sözde “istişare” notuyla paylaşılan üye ziyaretlerinden başka bir şey göremezsiniz. Günümüzün modası bu oldu zaten: “Falanca toplantıya katılım sağladık”, “Falanca okulu ziyaret edip istişarelerde bulunduk” falan filan. (“Katıldık” demek yerine “katılım sağladık” demelerindeki Türkçe bozukluğu da ayrı bir mesele tabii.)

Bir istişare varsa ortada bir sonuç, bir karar da olmalı değil mi? Ne görüştünüz, neye karar verdiniz; gerek genel gerek yerel problemleri gidermek için ne yapacaksınız mesela? Bu tür eylemlerin hakikate hizmet etmek amaçlı olmayıp kişilerin kendi mevki ve güçlerini korumaya yönelik olduğunu “Koltuk İmparatorluğu” yazımızda ifade etmiştik.

İnsanlar yanlışın ve doğrunun ne olduğunu “bilgi” olarak biliyorlarsa, geriye bunun “eylem” olarak tatbik edilmesi kalıyor demektir. Yani bugün 1 milyonluk öğretmen camiası, bilgilerini eyleme dönüştürecek mekanizmalar çalışmadığı için sorunlarla boğuşmak zorunda bırakılıyor. Ve herkesin gözü önünde koca bir nesli heba ediyoruz.

Biz Mil Maarif-Sen Bursa Temsilciliği olarak bu gidişatın yönünü değiştirmek için harekete geçme kararı aldık. Sayımızın azlığına bakmadan, şura prensibiyle bir araya gelip sorunlarımızı konuşacak, çözümler üretecek ve bunların tatbiki için harekete geçeceğiz. Yanlışın ve yanlışı yapanın karşısında olacağız. Eğitim-öğretimdeki genel sorunların yanında, öğretmenlerin maruz kaldığı mobbinglere de kayıtsız kalmayıp ses çıkaracağız.

Biz bazılarının anladığı şekilde bir sendikacılık yapmıyoruz. O nedenle çağrımızı tüm öğretmenlere yapıyoruz. İdeolojiniz, sendikal aidiyetiniz ne olursa olsun gelin; iyi şeyler yapmak için bir araya gelelim, birbirimize destek olalım.

Öğretmenlere Çağri

9 Mayıs Cumartesi günü saat 20.30’da MYM Türkmen Boyları Dernekleri Federasyonu’na davetlisiniz.

Mustafa Yıldırım

Mil Maarif-Sen Bursa İl Temsilcisi