Aylar, günler geçiyor ve yine bir kış dönemine yaklaşıyoruz. Havalar soğudu; ceketler, montlar yeniden dolaplarımızda yer aldı. Kimileri bu havaları sabırsızlıkla bekliyor.
Yağmur yağarken pencere kenarında battaniyesine sarılıp kahvesini huzurla yudumlamak, kimileri için yılın en keyifli anlarından biri. Kimileri ise yazın bitmesini hâlâ kabullenemiyor; denizi, kumu ve güneşi özlemle anıyor.
Günlerin kısalması, güneş ışığından daha az yararlanmak ve havaların soğumasıyla birlikte günlük rutinlerin değişmesi, bazı kişilerde isteksizlik, enerji ve motivasyon kaybı, uyku düzeninde değişiklikler ve sabahları yataktan kalkmakta zorlanma gibi durumların ortaya çıkmasına eşlik edebiliyor.
Kış aylarında bu değişimleri daha yoğun yaşayan kişiler için ise konu yalnızca “kış keyifsizliği” olmaktan çıkabiliyor. Çünkü bazı insanlarda mevsim değişiklikleri, ruhsal belirtilerin belirginleşmesine neden olabiliyor.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Kış aylarında zaman zaman kendimizi daha yorgun, isteksiz veya keyifsiz hissetmemiz her zaman mevsimsel depresyon yaşadığımız anlamına gelmiyor. Peki, sıradan bir kış hüznü ile mevsimsel depresyon arasındaki fark nedir? Mevsim değişiklikleri ruh halimizi gerçekten ne kadar etkiliyor?
Mevsimsel depresyon, belirli dönemlerde ortaya çıkan ve kişinin günlük yaşamını, enerjisini, uyku düzenini ve duygu durumunu etkileyebilen bir depresyon türüdür. En sık sonbahar ve kış aylarında görülse de, daha nadir olarak ilkbahar ve yaz aylarında da ortaya çıkabilir.
Mevsimsel depresyonun özellikle kış aylarında daha sık görülmesinin nedenlerinden biri, bedenimizin mevsim değişikliklerine verdiği fizyolojik tepkiler olabilir. Günlerin kısalması ve güneş ışığına daha az maruz kalmamız, vücudumuzun uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen sirkadiyen ritmi etkileyebilir. Bir nevi biyolojik saatimizin dengesinin bozulması gibi düşünebiliriz.
Güneş ışığındaki azalmanın serotonin sistemi üzerinde de etkileri olabileceği düşünülmektedir. Serotonin, duygu durumunun düzenlenmesinde rol oynayan önemli beyin kimyasallarımızdan biridir.
Bunun yanında, karanlıkla birlikte melatonin hormonundaki artış uyku düzenimizi etkileyebilir. Bu nedenle bazı kişilerde kış aylarında daha fazla uyuma, gün içinde yorgunluk ve enerji düşüklüğü görülebilir.
Tüm bu fizyolojik değişimler, kış aylarında ruh halimizde ve günlük yaşamımızda çeşitli farklılıklara yol açabilir. Ancak unutmamalıyız ki bu belirtilerin görülmesi tek başına mevsimsel depresyon anlamına gelmez.
Belirtilerin en az iki hafta boyunca devam etmesi, günlük yaşamda işlevsellikte bozulmaya yol açması ve belirli dönemlerde tekrarlayan bir örüntü göstermesi önemlidir. Bu nedenle kış aylarında yaşadığımız değişimleri fark etmek, kendimizi gözlemlemek ve ihtiyaç duyduğumuzda profesyonel destek almaktan çekinmemek önemlidir.
Psk: Zehra ŞEN