Teknolojinin hayatımızdaki yeri her geçen gün biraz daha artıyor. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ekranlarla ve sanal dünyayla kurulan yoğun ilişki, gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki sınırların nasıl algılandığını da etkileyebiliyor. Renkli, hızlı ve sürekli uyarıcılarla dolu dijital dünya, çocuklar ve ergenler için zaman zaman gerçek yaşamdan daha ilgi çekici ve heyecan verici hale gelebiliyor.
Son zamanlarda maruz kaldığımız haberler ve özellikle okullarda yaşanan şiddet olayları, bana bir psikolog olarak çocukların ve ergenlerin şiddetle nasıl karşılaştığı ve bunu nasıl anlamlandırdığı sorusunu düşündürdü. Burada tek bir nedeni işaret etmek elbette mümkün değil. Ancak ekran kullanımı, sosyal medya, şiddet içerikli oyun ve videolar, akran ilişkileri, aile ortamı ve bireysel özellikler bir arada değerlendirildiğinde, çocukların şiddeti öğrenme ve normalleştirme biçimleri üzerine düşünmek gerekiyor.
Küçük yaşlardan itibaren yoğun biçimde ekranla karşılaşmak, özellikle çocukların gelişimsel ihtiyaçları olan yüz yüze iletişim, oyun, hareket ve sosyal etkileşim için ayırdığı zamanı azaltabiliyor. Bunun yanında sürekli ve yoğun uyarana maruz kalmak, çocuğun gerçek yaşamın daha yavaş ilerleyen doğasına uyum sağlamakta zorlanmasına neden olabiliyor. Ancak burada önemli olan nokta şu: Ekran kullanımı tek başına iletişim sorunlarının ya da şiddet davranışlarının nedeni değildir. Bu davranışların ortaya çıkmasında birçok farklı psikolojik, sosyal ve çevresel etken birlikte rol oynar.
Dijital oyunlar ve sosyal medya da bu noktada ayrı bir önem taşıyor. Özellikle şiddetin sürekli tekrarlandığı, ödüllendirildiği veya eğlence unsuru olarak sunulduğu içeriklerle yoğun biçimde karşılaşmak, çocukların şiddete yönelik algılarını etkileyebiliyor. Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, gördüklerini ve tekrar tekrar karşılaştıkları davranışları da öğreniyor. Bu nedenle ekranda karşılaşılan içeriklerin niteliği, en az ekran başında geçirilen süre kadar önemli.
Çok fazla uyarana maruz kalan bir çocuk, bir süre sonra gerçek hayatı daha yavaş ve daha az heyecan verici bulabilir. Ders çalışmak, arkadaşlarıyla yüz yüze vakit geçirmek, açık havada oyun oynamak ya da sadece sıkılmak; ekranın sunduğu hızlı ve sürekli değişen dünyanın yanında daha sıradan gelebilir. Bu durum zaman içerisinde çocuğun sosyal yaşamını, okul motivasyonunu ve günlük işlevselliğini etkileyebilir.
Burada ebeveynler olarak kendimize yöneltmemiz gereken soru şu olabilir: ‘Teknolojiyi çocuğumun hayatından çıkarmadan gerçek hayatı nasıl dijitali kadar eğlenceli ve anlamlı hale getirebilirim?’ Çünkü teknolojinin hayatımızdan çıkmayacağı bir noktada kesin. Onları teknolojiden uzaklaştırmadan empati kurabilen, şiddete yönelmeyen, duygularını hisseden ve paylaşan bireyler olarak yetiştirmek buradaki en hassas nokta olarak karşımıza çıkar.
Psk: Zehra ŞEN