Yıllar önce İnegöl’ün kıymetli isimlerinden,
Rahmetli Sami Koparan bir hikâye anlatmıştı.

Bir köyde, her sabah vaktinde öten bir horoz varmış.
İnsanları uyandırıp güne çağırırmış.
Bir gün horozun sesi kesilmiş.
Merak edenler sahibine nedenini sorunca şu acı cevabı almışlar:
“Cemaat şikâyet etti. ‘Bizi uyandırıyor, bırakmıyor uyuyalım.’ dediler.
Ben de kafasını kestim.”

Sami Hoca bu hikâyeden sonra şöyle devam etti:
Çocuklar unutmayın ki!
“Karanlığa alışmış gözleri aydınlık kamaştırır.
Derin uykuların en büyük düşmanı, sabahın ilk çağrısıdır.
İnsan, hakikatten değil;
Hakikatin kendisine yükleyeceği sorumluluktan kaçar.
Uyanmak demek;
Yüzleşmek, Çalışmak, değiştirmek, bedel ödemek demektir.”

Bu yüzden tarih boyunca “uyandıranlar” sevilmedi.
Sorgulayan, “Kral çıplak!” diyen her ses;
Huzur bozucu ve fitneci ilan edildi.
Çünkü uyuyan bir toplumu yönetmek kolaydır.
Uyanık ve sorgulayan bir toplumu ikna etmek zordur.

Bugün ki horozlar sadece kümeslerde değil.
Bazen bir gazetede, bazen bir kitapta,
Bazen bir sosyal medya paylaşımında karşımıza çıkıyorlar.

Ve biz; sesin sahibini susturmayı tercih ediyoruz.
Çünkü mesele ses değildir.
Mesele; uyanmak istemeyişimizdir.
Oysa horoz sustu diye güneş doğmaktan vazgeçmez.
Toplumlar, kendi uyanıklıklarını kaybettiklerinde yavaş yavaş içten çürürler.

Asıl soru şu:
Sizi uyandıran sese ne yapıyorsunuz?

O sesi anlamaya mı çalışıyorsunuz,
Yoksa susturmanın yollarını mı arıyorsunuz?

Selam ve dua ile…