Özer Yılmaz'ın köşe yazısı.
Bir işi kırmadan dökmeden, başkalarını üzmeden yapmak bir sanat, bir beceri, bir iletişim işi. Bunu başarabilen çok az insanın olduğunu değerlendirmekteyim. Bir işin olmazlığının iki taraf içinde sakıncalı olduğu ‘Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık’ sözü ile işin özü anlatılmak istenmekte. Siyasi liderler, yaptıkları icraat ve söylemlerle toplumu ne yazık ki adeta iki cendere arasına sıkıştırmış durumdalar. 14 Mayıs seçimi kimine göre bir demokrasi şöleni, kimine göre otokrasinin kök salması, kimine göre kalkınmanın ilk hamlesi, kimine göre terörün yeniden hortlaması, kimine göre adaletin tesis edilmesi, kimine göre adaletin terazisinin kayması, kimine göre nepotizm uygulamasının devamı, kimine göre liyakatin hayat bulacağı tarih olarak anılmakta. Vatandaşın aklı karışık, hangi siyasi düşünceyi, hangi siyasi partiyi, hangi siyasi lideri, hangi gerekçeyle destekleyecek. Halk kendi içinde barışık ama ne yazık ki siyasi liderler toplumu bölmekten öteye toplumu adeta yarar gibi söylem ve icraat içinde bulunuyorlar.
Siyaset demek, kırmadan dökmeden, üzmeden, nezaket çerçevesinde işlerin yürütülmesini sağalama sanatı olması gerekirken ne yazık ki günümüz siyasi liderlerinin söylemleri toplumu kaynaştırmak yerine, toplumu adeta bölmek, yarmak, kutuplaştırmak üzerine kurulu. Beğenelim ya da beğenmeyelim ülkemizin bir demokratik yaşam biçimi var. Siyasi liderlerin birinci önceliği demokratik yaşamın devamının sağlanmasına yönelik çaba içinde olmaları gerekir.
Demokratik yaşamın içinde nepotizm olmaz, adaletsizlik olmaz, bölücülük ve terörizm olmaz, gelir adaletsizliği olmaz, nezaketsizlik kültürü olmaz, terör hariç bütün görüşlere saygı esas olur, çalışanların kariyerine ve liyakatine dikkat edilir, ben yaptım oldu düşüncesi hâkim olmaz, istişare kültürü öncelikli olur. Bütün siyasi liderlerin misyonu, insanlar arası kargaşayı azaltmak üzere olması gerektiği bütün toplum katmanları tarafından beklenilmektedir. O zaman demokrasi kültürüne uygun icraat ve söylem beklemek vatandaşın hakkıdır. Siyasi zemin üstünde hayatın akışı devam ederken sorumlu, yetkili ve etkili insanların üsluplarına dikkat etmeleri gerektiğini düşünenlerdenim. Bel altı vuruşlardan kaçınılarak toplumsal yozlaşma, toplumsal aydınlanmaya; toplumsal kutuplaşma, toplumsal uzlaşmaya evirilmesi gerekiyor. Bunun için uzlaşmaya, barışa ve demokrasiye hizmet edecek dil kullanılması tercih edilmelidir.
Siyaset marifetiyle ülkemizin gelişim, değişim ve dönüşümüne hizmet etmek isteyen siyasileri destekleyen basın yayın kuruluşları da yaptıkları yayın faaliyetlerine ve üsluplarına toptancı zihniyetle taraf olmaktalar. Hangi basın yayın kuruluşuna hangi vatandaş hangi güven ile itibar edecek. Basın yayın kuruluşları gençlik gibi kılıç varı keskin ve doğrudan yana olması gerekmez mi? Yalan yanlış haberlerle insanların taraf seçmesine vesile olmak bir suç değil midir? Yalan, yanlış ve taraflı haber yapmak aynı zamanda kul hakkını yemek demek değil midir? Basın yayın kuruluşlarının birinci vazifesi objektif ve tarafsız yayın yapmaları beklenirken ne yazık ki günümüz basın yayın kuruluşları her gün gittikçe siyasileşmekteler ve taraf olmaktalar. Zihnimde o kadar çok acaba var ki, saymakla bitecek gibi değil. Acaba basın yayın kuruluşları taraf olmayıp objektif yayın yapmaya kalkınca yayın hayatlarının biteceğinden mi korkuyorlar? Reklam almamaktan mı korkuyorlar? Yayın hayatlarının devam etmesi taraf tutmalarına mı bağlı? Doğru ve objektif yayın yapmak basın yayın kuruluşlarının onuru olarak hayat bulması gerekmez mi? Toplumumuzun vergileriyle hayat bulan kamu hizmeti yapan kurumlara yukarıda ifade ettiğim aynı kaygıları taşıyor gibi yayın yapıyorlar.
Özellikle kamu kaynaklarıyla hayat bulan kamu adına yayın yapan kurumlar objektif yayın konusunu kendisine en öncelikli misyon olarak seçmesi gerekir. İktidarda kim varsa, iktidarın nabzına göre davul çalmak objektifliğini kayıp etmesine vesile olur. Kamu kaynaklarıyla yayın yapan kurumların yetkilileri objektif yayın yapmadığı zaman fişlerinin çekileceğinden korkmadan görevlerini yapmalıdırlar. Hangi kurum olursa olsun objektif yayın yapmayan kurumların fişleri tereddüt edilmeden çekilmesi gerekir diye değerlendiriyorum.
Barış, demokrasi, atılım, adalet, liyakat, üretim, adaletli gelir dağılımını programına alan, proje çalışmalarıyla halkımıza umut veren ve bunları gerçekleştirecek siyasi partiler ancak toplumu iki cendere arasında sıkıştırmaktan kurtarabilir. Bu anlamda halkımıza umut veren projelerin hayat bulması dileğimle.
ÖZER YILMAZ