Çok değerli üstadım,
Sana böyle bir mektubu “Korkma! Gençliğin ruhu burada.” başlıklı bir yarışma çerçevesinde yazdığım için kısmen mahcubum.
Esasen her 12 Martta, yani millî marşımızın kabulünde anıyoruz seni. Vatan için neler yapabileceğimizi anlamaya çalışıyoruz, yüreğinizden kaleminize kan çekerek yazdıklarınızdan ve dahi yaptıklarınızdan ilhamla.
Değerli üstat, “Korkma” diye başlayan bu eşsiz milletin ruhunu/ karakterini en güzel şekilde anlattığın için sana müteşekkiriz. Şimdi ben bu zamandan o dönemlere bakıyor ve niçin “Korkma!” diye kahraman ordumuza hitap ettiğinizi düşünüyorum. Çünkü bu hitabın muhatabı olan ordumuz yedi cephede, yedi düvele karşı savaşmış, harap ve bitap düşmüştü.
Terhis olanlar bir tarafta, elinde yeterince mücadele edecek askerî donanımı olmayanlar bir tarafta. Devlet, iki başlıydı; İstanbul bir başka söylüyor, Ankara başka. Böyle bir dönemde anlaşmalar gereği memleketi işgal eden Yunanlıların Anadolu'nun bağrına kadar ilerlemiş olması ve genç meclisin Ankara'dan başka bir vilayete taşınma tartışmaları arasında kaleme aldığın bu şiir, hem milletçe içinde bulunduğumuz halimizi hem de ne yapmamız gerektiğini haykıran bir emr-i ilahi gibidir.
Çelik zırhlı duvarlarla yurdun afakını işgal etseler, karşısına iman dolu göğüslerin siper kazacağını biliyorsun ki “Korkma!” diyorsunuz. Toplu vurdukça yürekler, bu milleti sarsacak herhangi bir tehdit söz konusu olmadığına gönülden inanıyorsun.
Şairleri haykırmayan bir milletin ölüm fermanı ilan edilmişken siz işte bu fermanı yırtıp yüzüne çarpıyorsunuz şaşkınların. Öyle güvenlisin, öyle eminsin, öyle dürüstsün ki insanlar senin konuşmalarınla mücadele azimlerini tazeliyorlar.
Gökleri ve yerleri, geçmişi ve geleceği, dünyayı ve ahireti bir inanç çizgisi düzleminde gören o bakışın yok mu? İşte o bende büyük bir hayranlık uyandırıyor.
Ezelden beri hür yaşayarak Hakk’a tapan bu milletin neler yaptığını tarihin gurur levhasında izlemiş biri olarak “Korkma!” diyen sesiniz bir mücadelenin fitilini ateşlemiştir. Kalırsak gazi, ölürsek şehit...wdiye haykırdın.
Değerli üstat, Zorlu mücadele yıllarının arkasından gelen genç Cumhuriyet günlerinde beklediğin bahar havasını buram buram hissetmek istedin.
“Gençliğin ruhunu” maziden aldığın ilhamla yoğurmaya çalıştın. Bu millete esaret zinciri vurmaya çalışacak çılgınların karşısında özgürlük için dağları nasıl yarıp çıktığını hatırlattın.
Bu gençliğe “Surda bir delik açtık, mukaddes mi mukaddes/ Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es” diyen şair gibi siz de ülkemize yapılan hayasızca saldırıların ardında yarından daha yakın olan zafer vaadini hatırlattın bu millete.
Allah kendi yoluna yönlenenleri yalnız bırakmaz, bir yol gösterir ve asla yese düşmesine müsaade etmez. Bu inançla gençliğin ruhunu şekillendirdin.
Bu vatanın kara toprağında cennete kavuşan şehitlerin şehadet şuuruyla gençliğin ruh mayasını yoğurdun. Şehadet şuurundan uzaklaşanların Müslüman gençliğin ruhunu inşa edemezlerdi, bilirdin bunu.
Bir vatana sahip çıkmak; bayrağın göklerde dalgalanmasıdır, dini muhafaza etmektir, milletin hukukunu korumaktır, bağımsızca yaşamaktır bu topraklar üzerinde...
İşte gençliğin ruhunu ilmik ilmik böyle dokudunuz. İnanarak, samimiyetle yazdığınız her bir kelimeden süzülen bu ruhu hissediyoruz. Bu imanlı gençlik, işgalci alçakları yurduna ayak bastırmayacaktır. Bu gençler, şehadete kavuşmuş atalarını incitmeyecektir.
Semalarında her zaman ezan sesleri ile mest olacaktır. Yüzünü asmadan, tebessüm edercesine dalgalanan bayrağına senin gözünle bakacak ve özgürlüğün tadını damla damla hissedecektir.
“Gençliğin ruhu burada” diye söylerken burası neresidir? Biz bunu da biliyoruz. Bu vatan kimin? Dünyaları verseler de vazgeçmeyi aklımızdan geçirmeyeceğimiz bu yağız kara topraktır. Uğrunda ölünen topraktır vatan. İnancını, idealini, geleceğini, geçmişini yaşadığın yerdir vatan.
Güven duyduğun evindir, sırtını dayadığın bir baba, koynunda uyuduğun ana gibidir vatan. Ruh-ı mücerret gibi na’şının semalarına yükseleceği topraktır vatan. Burası cennet gibidir, cennet vatandır. Burada doğduk, burada hür yaşadık.
Gurbet diyarlara gitsek de döndüğümüz baba toprağıdır burası. Ve biz de buradayız. Hem de burada olacağız ilelebet. Özgürlük meşalesini ardımızdaki atalarımızdan aldığımız gibi; önümüzdeki evlatlarımızı uzatacak ve tüm insanları aydınlatacak ışığımızla buradayız üstat.
AHMET TAŞTAN