Gitgide internette ve sosyal platformlarda çeşitli iddialar, teoriler ve spekülasyonlar de ortaya çıkmıştır. Bunların çoğu kaynağı belirsiz, doğrulanmamış veya spekülatif niteliktedir.

Bazı kullanıcı paylaşımları, Epstein’ın dosyalarında Türkiye’den isteğe bağlı olarak çocukların istismar adasına götürüldüğüne dair ifadelerin bulunduğunu iddia ediyor. Bu tür iddiaların olduğu belgelerden söz edilse de bunun belgelenmiş, doğrulanmış bir delil olarak kabul edildiğine dair sağlam kaynak yoktur.

Sosyal medyada Türkiye bağlantılı spekülasyonlar, isim listeleri ve çeşitli komplo teorileri dolaşmaktadır; ancak bunların pek çoğu doğrulanmamış topluluk kaynaklı içeriklerdir (Örn. Epstein’in Türkiye ile çeşitli ilişkiler kurduğu veya özel eğitim programları düzenlediği vb.).

Bu bağlamda, sosyal medyada dolaşan pek çok hikâye kanıtlanmadığı için bilimsel / hukuksal kaynak olarak değerlendirilmemelidir.

Şu an için resmî kaynaklar şöyle bir tablo çiziyor: ABD Adalet Bakanlığı belgeleri arasında doğrudan Türkiye bağlantısına dair net ve somut deliller kamuya açık şekilde paylaşılmamıştır.

2026 başında açıklanan belgelerde en çok dikkat çeken isimlerden biri, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi ve Donald Trump’ın eski özel elçisi Tom Barrack olmuştur.

2016 yılına ait e-postalarda Epstein’ın Barrack’a yazdığı, "Bana senin ve çocuğun olduğu fotoğrafları gönder, beni gülümset" şeklindeki mesajlar büyük tartışma yaratmıştır. Barrack’ın Türkiye ve Suriye üzerindeki diplomatik etkisi, Epstein ağının bölgedeki siyasi figürlerle temas kurmak için bu kanalları kullanıp kullanmadığı sorusunu doğurmuştur.

Ocak 2026’da yayımlanan belgeler, Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Robert Koleji ile ilgili şaşırtıcı bir yazışmayı ortaya çıkarmıştır.

2014 yılına ait bir e-postada, Robert Koleji Mütevelli Heyeti üyesi ve eski NYT muhabiri Landon Thomas Jr.'ın, okul için bağış toplamak amacıyla Epstein ile görüştüğü ve ona "shameless fundraising pitch" (utanmazca bir bağış teklifi) başlığıyla bir sunum yaptığı görülmektedir.

Yazışmada, Türkiye'deki siyasi iklimin muhafazakârlaşmasına atıfta bulunularak okulun misyonu için destek istenmiştir. Epstein ise bu teklife "Buluşunca daha fazlasını anlat" şeklinde kısa bir yanıt vermiştir.

Dosyanın en karanlık ve en çok dezenformasyona açık kısmı, Türkiye'den çocuk kaçırıldığına dair iddialardır. 2024 ve 2025’te açıklanan ifadelerde, Epstein’ın kuryesi olduğu iddia edilen Adriana Ross'a sorulan "Türkiye, Çek Cumhuriyeti ve Asya'dan reşit olmayan kızların getirildiğinden haberdar mıydınız?" sorusu, bu şüphenin temelini oluşturmaktadır.

Ross bu sorulara "cevap vermeyi reddediyorum" yanıtını vermiştir. Türkiye'de muhalefet milletvekilleri (Örn: Sevda Erdan Kılıç, Turhan Çömez), 1999 depremi sonrası kaybolan çocukların bu uluslararası ağ tarafından kaçırılmış olma ihtimalinin araştırılması için TBMM'ye önergeler vermiştir. Ancak henüz resmi bir "eşleşme" veya somut bir kurban listesi doğrulanmamıştır.

Dosyalarda adı geçen bazı Türk isimlerin (Örn: Banu Küçükköylü, Serkan Kurtuluş) durumu karmaşıktır: Banu Küçükköylü, İsmi uçuş kayıtlarında geçen bu kişinin, aslında sadece bir isim benzerliği kurbanı olduğu veya o dönemde emlak/danışmanlık işleri nedeniyle tesadüfen ağın çeperinde bulunduğu yönünde savunmalar yapılmıştır. Ama bu isim üzerindeki sis perdesi henüz aralanmış değil, sürpriz gelişmeler olabilir.

Epstein’ın "hayırseverlik" maskesi altında Türkiye’deki bazı iş insanlarıyla Dubai veya New York üzerinden temas kurmaya çalıştığı ancak bu ilişkilerin çoğunun finansal dolandırıcılık veya veri toplama amaçlı olduğu analiz edilmektedir.

Belgeler küresel figürlerle yazışmalar içeriyor olabilir, ancak bu birçok ülkeyi kapsamaktadır ve Türkiye’ye özgü kanıt niteliğinde değildir. Resmî soruşturmalar halen ABD merkezli yürütülmekte, Türkiye’ye dair resmî bir yargı süreci veya suçlama mevcut değildir.

Türkiye’de TBMM’ye verilen soru önergesi, siyasî düzeyde bir inceleme talebini göstermekte olup, hukuki soruşturmayı temsil etmez. TBMM’de Epstein dosyasının Türkiye ayağının araştırılmasına yönelik verilen önergeler, "uluslararası güvenlik ve yargı bağımsızlığı" gerekçeleriyle halen beklemededir.

Ancak sızan her yeni veri seti, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını ve hukukçuları daha derin bir araştırma yapmaya zorlamaktadır. Epstein dosyasının Türkiye ayağı, doğrudan bir "müşteri listesi"nden ziyade; diplomatik sızmalar, bağış arayışları ve henüz kanıtlanmamış çocuk kaçakçılığı iddiaları üzerine kuruludur.

Ülkemizde doğrudan “kaçırma” (örn. insan ticareti veya şüpheli zorla alıkoyma) özelinde ayrıştırılmış tek bir resmi rapor yok. Resmi istatistiklere göre 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 612.651. Bu çocukların durumu şöyle sınıflandırılmış.

Yaklaşık 279.620 mağdur çocuk, 18.561 kayıp (bulunan) çocuk, diğer nedenlerle gelenler (suça sürüklenme, ifadeye çağrılma gibi) bulunuyor.

Bu durum tutulan istatistiklerin yeniden ele alınmasını ve yeni yasal düzenlemelerin gerektiğinin işaretlerini veriyor.

Ercan EROĞLU

Araştırmacı Yazar