Malum olduğu üzere ay sonu sandık başındayız. Herkes kime oy vereceğini kararlaştırmıştır, deyip noktayı koyabiliriz. Öyleyse böyle bir yazı yazmanın bir anlamı yoktur. Fakat “oy veren seçmenin” nasıl bir düşünce atmosferinde mührünü bastığını düşünmekten de bizi kimse alıkoymamalı.

Kimileri atadan, babadan görüp bildikleri partiyi ve siyasetçiyi desteklerler. Siyaset yapmayı, ülkenin hayrına “hizmet üretmek” olduğunu unutarak bir "takım tutma" saplantısıyla oy verirler.

Bu cins oy verenler için, “tuvalet terliğini” dahi koysanız fark etmez diyerek en düşük limit belirlenir. Aslında bu “alt limit” aşağı yukarı her saplantılı seçmen için geçerli olabilme ihtimali vardır.

Kimileri de inandığı fikir, ideoloji ya da dava adına oy verir. Onu desteklemek, onun yanında olduğunu göstermek için. Fakat bazen bunları değerlendirirken kafamız karışır;  aynı fikirden olup bölünmüş siyasi partileri görünce.

Demek ki aynı inanç, fikir, ideoloji, dava -her ne derseniz- bölünebiliyormuş. Her siyasi partinin değişik fraksiyonları söz konusu, farklı renk tonları gibi. Ve bunlar, aralarındaki dünyevî, stratejik vb. fikir ayrılıklarından dolayı parçalanmış bir görüntü arz etmektedirler.

Bir seçmen olarak ben nasıl düşünüyorum? Bir fikre saplanmış, bir kişiye kilitlenmiş anlayışla oy vermemeye çalışıyorum diyebilirim. Yıllardır “aynı yere” oy verme ihtimali olsa bile bunun adını “saplantı” değil “istikrar” diye adlandırıyorum.

Bir at yarışı takip etmiyoruz ki kazanan ata oynayalım devamlı.  Hizmetleri ile göz dolduran, insanın gönlüne dokunan, ufkunu açan, hayatı kolaylaştırmaya ve güzelleştirmeye çalışan insanları desteklemek istiyorum.

Benim sevdiğimi desteklemeyip eleştirisini yaparak kusur arayan; daha doğrusu oyumun rengini etkilemeye çalışan insanlara diyorum ki... Parti veya lider isimlerini değiştirip aynı eleştirileri yaparak kendinizi değerlendirebiliyor musunuz? Adaletli düşünenlerin böyle yapması gerektiğine inanıyorum. 

Siyasetin bin bir renkli yüzü var olduğunu biliyoruz.  Devletin, insan hayatını etkileyen birçok alanda tesiri söz konusudur. Kusurlu ve açgözlü insanların, siyasette de yer tuttuğunu aklımızdan çıkarmayarak her partiyi/partiliyi değerlendirmek gerekir.

Küçük bir toplulukken, samimi, gayretli insanların iktidar olup değiştiğini görmek çok da yadsınacak bir şey değil. Bir zamanlar az ve öz olmanın, fedakarca özverili siyasi çalışma yaparken; makam, mevki vermek ve iş takibi yapacak konuma gelmek elbette ki insanları etkileyecek ve değiştirecektir.

Dolayısıyla “iktidar oldular ve değiştiler” sözü, doğru olduğu kadar “ilkelerden taviz verilmediğinde” gözden geçirmeleri gerekir.

Bugün hangi muhalefet partisi, iktidar olduğunda değişmesin. Bence milletin taleplerini dikkate aldığında, devletin imkanı ve gücünü gördüğünde değişik tavırlar alınması gerektiğini hissedecektir.

O sebeple iktidar olmanın zorunlu şartı olarak, yapması gerekeni yapacaktır. Bu yoldan sapma değil, işin hakkını verme olarak da değerlendirilebilir. Ama değişmemek adına devletin imkanlarını örgüte, cemaate ya da bir gruba has kılarak kullanmak ve tüm milleti vatandaş olarak görmemek daha tehlikelidir.

AHMET TAŞTAN