Ahmet Taştan'ın Köşe Yazısı

Sosyal medyada iyi takipçileri olduğunu fark ettiğimiz yazarımız Altay Cem Meriç, güzel bir çalışma yapmış. Kendisi tıp fakültesi mezunuymuş. Bir dönem inanç/itikadî problemler yaşadıktan sonra tekrar Müslüman olmuş. İngilizcenin yanında Arapça da öğrenmiş, klasik ve modern kaynaklara da yönelmiş. Dolayısıyla yazarımız, eserini ortaya koymak için geniş okumalarla iyi bir çaba sarf etmiş.

Kalınca bir kitap, 519 sayfadan oluşuyor. Lakin ben biraz dağınık okudum önden arkadan...  Şöyle yapraklarını çevirdiğim zaman altını çizmediğim ya da yanına işaret koymadığım satırları görünce diyorum ki: “Bir hayli boşluk kalmış.”

Yazarımız, tatlı üslubuna tartışmacı anlatımla kavuşmuş. Birilerine cevap yetiştirmenin derdinde. Bu da insanın merakını artırıyor dikkat çekiyor. Vallahi helal olsun bir hayli kaynak kurcalamış yani Kur’an-ı Kerim’in değişik ülkelerdeki nüshalarına ulaşmış.  Yani Türkiye, İngiltere, Fransa, İrlanda, Almanya, Hollanda, Özbekistan, Rusya, Mısır, Tunus vs. vs. Gerçi bunlar internette bir yerde topludur ama bu kitapta bir araya getirmiş.

Kitabın içeriğine girip fazla sizleri meşgul etmeyeceğim. Dediğim gibi Kur’an’dan ayet-i kerimeler almış, Arapça metinleri de yazmış. Bunları keşke yazmasaydı; ayetlerin mealleri yeterdi, diye düşünüyorum ama yazarın takdiridir.

Kitap yedi sekiz  bölümden oluşuyor. Haber inşası, Samimiyet Delilleri, Fetanet Delilleri, Kur’an Mucize Delilleri, Rum Suresi Mucizesi gibi ana başlıklar altında bilgilerini aktarmış.

Sayfa 244’te aşağıda nakledeceğiz: “Muhaliflerimizin iddia ettiği şey, kişisel menfaatleri peşinde şehvetperest bir yalancı peygamber profili ile uyumlu olup olmadığını anlamak için birazcık basiret kâfidir.” gibi biraz anlaşılması güç cümleler kaydedilmiştir.

Bu cümle ile bölüme giriş yapmış, ondan sonra Leone Caetani, Hodgson, Laesley Hazleton, Edwart Gibbon, Reinhart Dozy,  Emile Dermenghem, Bodley, Margoiouth, Armstrong, Hitti gibi batılı yazarların Hz. Muhammed (sav)’in mal ve dünyaya ait şahsi tavırları konusundaki fikirlerini toplamış birer paragraf halinde.

Biri diyor ki: “İsteseydi Mekke’de, Kabe’nin yanına bir cami ve saray inşa ettirip hanedanlık başlatabilirdi. Aksine o, Mekke’yi başkent ilan etmemiş ve Medine’ye geri dönmüştür.” Bir diğeri de “yoksulları unutmadı ve hiçbir zaman zenginliği aramadı. Bir miktar parası olduğunda sadaka olarak dağıtmak alışkanlığıydı.” gibi cümlelerle bu iddiayı çürütüyorlar. Bunları “Samimiyet Delili” başlığı altında toplamış yazarımız.

Sayfa 262’de “samimiyetsizlik ve sahtekarlık suçlaması” konusunda en aşırı cümle şudur: “Hz. Muhammed kendi vahiylerine inanmamıştır ve bunları hiçbir şekilde kendi dışından almamıştır aksine bunları kendisi bilerek oluşturmuştur. Kendisini takip etmelerini sağlamak dolayısıyla da ihtiraslarını ve şehvetini tatmin edecek gücü kazanmak, insanları aldatmak amacıyla bunları yaymıştır.”

Kurban olduğum Peygamber Efendimiz (sav)’e yapılabilecek en büyük iftirayı yapmışlar.

Zaten Kur’an-ı Kerim’de “inkar edicilerden incitici sözler duyacaksın” diye ayet-i kerime var.  Hayatında duyduğu bu tür sözlerin daha fazlası belki de vefatından sonra İslam düşmanları tarafından söylenmiştir.

Şükürler olsun ki bu tür ithamlara birçok yerde karşı cevap verilmiştir. Daha önce duymadığım bu itirazların bu kitapta yazılmış olması okmama heyecan kattı.

ETKİLEYEN KİTAP: PEYGAMBERLİĞİN İSPATI -2

Fetanet Delilleri bölümünde: "Bu tarihte siyasî, askerî ve hukukî hiçbir önemi olmayan hatta bir devlet kültürü bile olmayan topluluk yani Araplar, bu şahıs (sav) geldikten ve öğretisini anlattıktan sonra daha 10 yıl geçmeden Sasini devletini tarihe gömecek, Bizans’ı ise varlığını koruma hedefine yöneltir hale getirecektir. Tüm bunları Arabistan'ın nüfusu 10.000'i bulmayan  Mekke'de muhaliflerinden çok daha zayıf bir durumda, bir galibiyet umudu bile yokken haber vermiştir. Peygamber Efendimiz (sav), dağınık Arap toplumunu bir araya getirmesi bakımından siyasi bir dehadır.

Biri şöyle yazmış: “Düzensiz, lidersiz, iyi bir donanıma sahip olmadan ve iz sürmeden savaşırlardı. İslam, onlara savaş sanatını öğretti. Savaşa dair yüzden fazla teknik terimin hiçbirisi cahiliye Arapları tarafından da bilinmiyordu.”

Peygamber Efendimiz (sav) bunu başardı. “Piskopos Thor Andrea: Muhammed (sav)’in gerçekten kalpleri kazanma sanatına, eşine az rastlanır ölçüde vakıf bulunduğunu, kabul etmemiz için tüm nedenlere sahibiz.” cümlesini Annemaria Schimmel aktarmıştır kitabında.

Batılılar Peygamber Efendimiz (sav)’in terbiyesiyle yetişmiş sahabe-i kiramı anlatırken öyle güzel sözler söylemişler ki insanın tüyleri diken diken oluyor. Philip Hitti şöyle söylemiş: “Öyle kimselerle karşılaştık ki bunların her biri  ölümü hayattan üstün tutuyor. Alçakgönüllülüğü debdebeye tercih ediyor ve hiçbirinin gözünde bu dünya en ufak bir çekicilik taşımıyordu. Daima yere oturuyorlar ve diz çökmek suretiyle pek az bir şey yiyorlardı. Başkaları onlardan herhangi birinden farksızdı. Alt bir kimse üstten ayırt edilmez ve efendi bir köyden tefrik olunmazdı.”

Yazarımız, kendinden bahsetmektedir.

“Bu yöntem yaklaşık 12 sene önce benim ateizmden İslam’a geçişimi sağladı.” İfadesi ile dikkat çekiyor. “Sonra fikrin pazarında tek geçerli akçe delildir. Ve ben Müslüman olduğumda bu eserdeki kadar delili bilmiyordum burada okuyacaklarınıza nispetle daha az sayıda ve daha düzensiz bir yapıda delile sahip olmama rağmen bu bakış açısı beni Müslüman yapmaya yetmişti.” diyor yazarımız Cem Meriç.

Yine kitabın 157. sayfasında bir iddiadan bahsediyor: “Muhammed (sav) bir toplum önderiydi ve çok zeki bir insandı, halkını ve toplumu değiştirmek için kendisinin melekle görüştüğünü söyledi. Dinin etkisini kullanarak halkını siyasal fikirlerine yönlendirdi ve bir toplumsal değişimi bu şekilde sağladı.”

Bazıları daha kaba ve seviyesiz bir şekilde onun -haşa- kadın düşkünü, iktidar heveslisi, kötü bir insan olduğunu ve toplumu uydurduğu bir yalının peşinden sürüklediğini iddia ettiler.

Örneğin bazı internet forumlarında İslam aleyhinde kullanılmaya çalışan “Zeyd ve Zeynep kıssası” ve benzeri aslında bu kişiler tarafından haberin böyle yorumlanabileceğine delil olduğunu zannedildiği için bu kadar dile getirilmektedir.

Şu iddia da kitapta çok geçer: “Muhammed farkında olarak yalan söyleyen bir toplum önderi idi...” Başka bir yerde “epilepsi hastası” olduğundan da bahsederler...

Tabii bunlar İslam düşmanlarının uydurmuş olduğu Peygamber Efendimiz (sav)’e yöneltilmiş saçma sapan ifadelerdir.

“Hz. Muhammed (sav) yoldan çıkmış bir Hristiyan olduğu” yöndeki iddia söz konusu küçükken Bahira ile görüştüğüne dayanarak. Bir de Dane’nin “İlahi Komedya”sında “Hz. Muhammed (sav)’in -haşa- cehennemin en alt tabakasında” gösterilirken onu bölücülük ve itham etmesi iddiası da söz konusu.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bugün İslam düşmanları hala Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz, hakkında alabildiğine saçma sapan iddialar ortaya atarak gençlerimizin zihinlerini bulandırmakta. Kuru kuru “Peygamberi seviyorum, Allah’ı seviyorum”  cümleleri yerine, fikirle ve bilinçle onları inandığımızı ve sevdiğimizi söylememiz gerekir.

Gençlerin akılları varsa ve bir delile inanarak sonuca gidebiliyorlarsa işte bu kitap net bir şekilde bunu yapmış ve neticeyi ortaya koymuştur.

Hele son bölümdeki Rum Suresinin ortaya koyduğu mucize ise bambaşka bir atmosferdir. Hiç mümkün olmayan 32 yıllık saltanatında hareketli olmayan, pısırık bir imparator iken Kur’an-ı Kerim’in ifade ettiği tarihlerde adeta aslan kesilen ve hayale bile gelmeyen Sasani İmparatorluğunu yok eden imparator Heraclius’un macerası yani karakter değişimini ilgiyle okuyacaksınız.

Benden bu kadar gerisi o kalın kitaptadır, okumayı sevenler için.