Dünyanın en yoksul ülkelerinden, Batı Afrika ülkesi Nijer’deydik.
Başkent Niamey’den çok uzak,
Kum denizinin ortasındaki Dosso bölgesindeyiz.
Elektriğin, internetin ve telefonun olmadığı ıssız bir çöl…
Odunlar toplanıp ateş yakıldı.
Gökyüzündeki yıldızlar hiç olmadığı kadar berrak,
Ay ise bir kandil gibi loştu.
Bölgenin kabile şefi, öyle bir hikâye anlattı ki;
Dinlediğim bir hayat hikâyesi değil,
Ahlâkın ta kendisiydi.
Duyduklarım karşısında kalbim titredi.
İçimde derin bir sarsıntı bıraktı.
Kabilesinden Faris adında bir adamın eşiyle sorunlar yaşadığını duyan şef,
Yanına ihtiyar heyetini de alarak Faris’i çadırına çağırmış:
"Ey Faris! Duydum ki hanımınla aranda huzursuzluk varmış.
Anlat hele, nedir derdiniz?
Faris heybetli bir cevap vermiş.
Ey şefimiz, ey liderlerimiz;
“BEN NAMUSUM HAKKINDA KONUŞMAM!"
Gel zaman git zaman, Faris eşinden ayrılmış.
Merakına yenik düşen kabile şefi ve heyeti,
Faris’i tekrar huzura çağırmış:
"Ey Faris, artık aranızda nikâh bağı kalmadı.
Anlat bakalım, sizi ayıran sebep neydi?"
Yine az, yine öz, yine vakur bir şekilde:
Ey şefimiz, ey liderlerimiz;
"BEN BAŞKALARININ NAMUSU HAKKINDA KONUŞMAM!"
Faris bir bedeviydi. Çölün ortasında,
bir çadırda, kumun üstünde yaşayan bir göçebe.
Ne diploması vardı ne de okuma yazması...
Fakat o, modern dünyanın "ifşa" yarışı içinde kaybettiği,
o büyük erdemi tek bir cümlede özetlemiş.
Bugün insanlar her şeyini anlatıyor.
Ekranlara, kalabalıklara ve yabancılara...
Mahremiyet tükenmiş, susmak unutulmuş.
Oysa ahlâk; ne söylediğin değil,
neye dilini kilitlediğindir.
Karakter sahibi olmak için unvanlara gerek yok.
İnsanın içindeki o saf "hayâ" duygusu,
Bütün dünyayı eğitecek kadar büyük bir okulmuş.
Unutma; ne kadar bilirsen bil,
"ahlakın kadar insansın." Tıpkı Faris gibi...
Selam ve dua ile…