Özer Yılmaz'ın köşe yazısı
Sabah ayazı yüzüne vurmadığı zaman uyandığını hissetmez, bir iş yaptığını da anlamazdı. Şehri’nin kocası genç yaşta vefat etmiş beş çocuğu ile birlikte yalnız kalmıştı. Çocuklarının bakımı yetmiyormuş gibi kocasının birinci karısından kalan üç çocuk daha vardı, onlara da bakmak Şehri’nin birinci vazifesiydi.
Eğer kocasının ilk karısından kalan çocuklara bakmayacak olsa mahalle baskısından kurtulamaz, gecesi gündüzüne karışır huzur içinde olamazdı. Şehri güçlü bir kadın olarak görünse de mahalle baskısı yaşamının hep merkezinde olmuştu. Hoş mahalle baskısı olmazsa da kocasından kalan çocuklarına bakacak vicdanı ve merhameti hep kendisinde vardı.
93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 yıllarında Çarlık Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında çıkan savaşta, Ruslar Kars ve Ardahan bölgelerini işgal ettiler, bölgenin nüfus yapısını değiştirmek ve bölgeye hâkim olabilmek amacıyla Malakan olarak bilinen Beyaz Rusları yerleştirdiler. Malakanlar Tarım ve Hayvancılık ile geçimlerini sağlıyordu. Bölgenin iklim ve coğrafyasına uygun olarak karasal iklimde yetişen tahıl ürünlerini ekip biçtiler.
Malakanların bölgenin ticaret hayatına hâkim olmalarını sağlamak adına bölgedeki su değirmenlerinin işletmesini de verdiler. Malakanlar, değirmencilik dışında tarım işi, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği de yapıyorlardı. Bunun yanında süt ve süt ürünlerinde de günün ileri teknolojisi sayılabilecek teknikler kullanıyorlardı. Tarım araçlarının olmadığı o dönemlerde toprağı ekip biçmek ve diğer tarım alanlarında kullanmak üzere katana adı verilen iyi cins at yetiştiriciliği de yapıyorlardı. Katana cinsi atlara bölge halkı "Malakan Atı" adını vermişti.
Birinci Dünya Savaşı sonrası 1917 yıllarında Çarlık Rusya’sı yıkıldı. 1920-1921 yıllarında Kars, Ardahan bölgeleri yeniden kalıcı olarak Türkiye sınırlarına katıldı. Ruslar tarafından getirilen diğer topluluklar bölgeyi terk ettikleri halde bölgenin demografik yapısını değiştirmek için yerleştirilen Malakanlar verimli topraklara ve değirmenlere sahip olmaları nedeniyle bölgede kalmayı tercih etiler. Ayrıca vatanlarından sürülmeleri nedeniyle Çarlık Rusya’sına olan kırgınlıkları nedeniyle geri dönmek istemediler.
1922 yılında Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla genç kuşak arasında köklerine dönüp dönmeme konusunda görüş ayrılığı ortaya çıktı. Vatan özleminin de etkisiyle Sovyetler Birliğinin, Çarlık yönetiminden daha iyi olabileceği konusunda görüşler yaygın olarak konuşulmaya başladı. Sovyetler Birliğine giden Malakanlar’dan gelen mektuplar okunuyor, vatan hasreti giderilmeye çalışılıyordu. Vatan toprağından gelen mektupların, gidenlerin çok da rahat bir ortamda olmadıkları şifreli olarak bildiriliyordu. Şifreli mektupla gelen haberler kısa sürede Malakanlar arasında yayıldı ve göç etmekten vazgeçtiler.
İkinci Dünya Savaşı öncesi iyi komşuluk ilişkileri içinde olan Malakanlar ile Türkler arasında hiçbir sorun yaşanmamıştı. Ancak devletlerarası ilişkiler ne yazık ki insani ilişkilerin temelini olumlu olduğu gibi olumsuz olarak ta etkileyebiliyordu. Sovyetler Birliğinin propaganda amaçlı dünya siyasetine hâkim olmaya başlamasıyla insani boyutlu sosyolojik reklamlarının inandırıcılığına bölgede bulunan Malakanlar, ekonomik nedenleri de gerekçe göstererek bir kısmı Sovyetler Birliğine bir kısmı ise Amerika ve Kanada’ya göç ettiler. Bölgede Malakan olarak bilinen savaş karşıtı Beyaz Rus halkından yok denecek kadar az insan kaldı.
Malakanlar göç etme kararı alınca ellerinde ki ekonomik değerleri, bölge halkının istifade etmesine bırakmak istiyorlardı. Şehri’nin Değirmeni olarak bilinen değirmen de Malakan Samarin’indi. Samarin’in eşi Mauş, Şehri ile çok iyi geçinen iki ayrı kültüre sahip iki insandı. Şehri kendisiyle birlikte dokuz boğaza bakmak zorundaydı. Dokuz boğazı kocasından kalan tarla tapanı kullanarak ve Malakanların değirmeninde çalışarak elde ettiği kazançla sağlıyordu.
Samarin değirmeni satılığa çıkarmıştı ama kimse değirmeni işletmeye cesaret edemiyordu. Mauş, kocasına yaptığı telkinlerle iyi komşuluk ilişkisi içinde olduğu Şehri’ye değirmenin işletmesini bıraktırdı. Malakan Samarin’in, Şehri’den değirmenden elde ettiği gelirlerle çocuklarının bakımını ve onların iyi bir eğitim almalarını sağlamasını istedi. Şehri’den bu konuda söz aldı. Şehri, Malakan’ın isteğine tereddütsüz olumlu cevap verdi.
Yardımsever ve savaşa karşıtı olan Malakanlar göç ederken bile kendi yaşam felsefelerine uygun davranmış, yetimlere bakmayı kendisine görev kabul etmiş Şehri’nin ayakları üzerinde durmalarını sağlamışlardı. Malakan Değirmeni olmuştu ‘Şehri’nin Değirmeni’. Şehri, teknolojik gelişmelere yenik düşünceye kadar su ile çalışan değirmenini işletti. Elde ettiği gelirlerle çocuklarına baktığı gibi başka yetim ve öksüz çocukların da eğitim sorumluluğunu üstlendi.