Epstein, yargılanacağı ve kefaletle serbest kalamayacağı bir davayı beklerken, 10 Ağustos 2019’da New York’taki bir hapishane hücresinde öldü.
Bir gece ansızın sarsıldık. Ama bu, bir deprem değildi. Yer yerinden oynamadı; üstü ustaca örtülmüş bir düzen kısa bir anlığına görünür oldu.
Çocukları sistematik biçimde cinsel istismara uğratan Jeffrey Epstein, kendini şöyle savunmuştu: “Ben bir cinsel yırtıcı değilim, bir suçluyum. Bu, bir katil ile simit çalan bir kişi arasındaki fark gibidir.”
Bu cümle, yalnızca bir sapığın pişkinliği ve yüzsüzlüğü değildir. Bu cümle, suçun nasıl sıradanlaştırıldığını, şiddetin nasıl teknik bir meseleye indirgendiğini ve gücün nasıl ahlaki sorumluluğu askıya aldığını gösteren bir itiraftır.
Epstein, yargılanacağı ve kefaletle serbest kalamayacağı bir davayı beklerken, 10 Ağustos 2019’da New York’taki bir hapishane hücresinde öldü. Resmî kayıtlara göre intihar etti. Kamuoyuna göre ise cevaplanmamış sorularla birlikte susturuldu.
Ama asıl soru şudur: Epstein gerçekten yalnız mıydı? Gelişen olaylar bu cehennem kaçkınının yalnız olmadığı yönünde. Son süreçte yaşanan olaylara ve ilişki ağına baktığımızda Jeffrey Epstein’ın ölümü üzerindeki sır perdesi giderek daha gizemli bir hal almaktadır.
Bu dosya, bir kişinin suçu değil; paranın, siyasetin, medyanın ve “saygınlık” zırhının çocuk bedenleri üzerinde nasıl bir dokunulmazlık rejimi kurduğunun hikâyesidir. Ve bu hikâye, Epstein’le bitmedi, bitmemeli de.
Jeffrey Epstein dosyası ile ilgili 2026 yılı başında sızan 3 milyon sayfalık devasa veri seti, skandalın Türkiye bağlantılarına dair hem somut yazışmaları hem de ağır iddiaları yeniden gündeme taşımıştır. Bu konu, Türkiye’de hem siyasi arenada hem de toplumsal hafızada (özellikle kayıp çocuklar meselesi üzerinden) derin bir yankı uyandırmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, Epstein dosyasının Türkiye bağlantılarının araştırılması için 16 Ocak 2024’te bir önerge verdiğini, ancak bu önergenin iki yıldır gündeme alınmadığını açıkladı. Milletvekili, bunun “uluslararası karanlık ilişkilerin Türkiye’ye uzanan bağlantıları” olduğuna dair soru işaretleri yarattığını belirtti.
Aynı önergeye göre, belgelerde yer alan “Erdoğan’ı görmeye gidebilirim” gibi ifadelerin incelenmesi talep edildiği iddia edildiği gibi (mecliste yanıtlama istenen sorular arasında yer aldı) bu tarz ayrıntıların açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtildi.
Bu önerge Türkiye bağlamında ciddi bir resmî inceleme talebini yansıtır; önergenin bekletilmesi ise tartışmaları güçlendirdi. Konunun Türkiye uzantıları mutlaka meclis ve savcılar tarafından ele alınmalı ve gereken hukuki süreç başlatılmalıdır.
Bazı Türkiye siyasetçileri ve kamuoyu önderleri, Uluslararası Epstein belgeleri açıklandıkça Türkiye’den çocukların da istismara uğramış olabileceğini öne süren ifadeler paylaşmışlardır.
AK Parti’li gazeteci kökenli Şamil Tayyar gibi isimler de yeni belgelerin incelenmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Ancak bu tür beyanlar henüz “iddia” düzeyindedir ve resmî hukukî bir belgeyle doğrulanmış değildir.
(Devam edecek)
Ercan EROĞLU
Araştırmacı Yazar