İmam Ebu Hanife, İmam Ahmet bin Hanbel, Hüseyin Mansur El Hallac gibi bir çok iyi kişinin mezarının Bağdat’ta bulunduğunu bildirirken Mansur El Hallac’ı iyi kişiler arasında sayması seyyahımızın tasavvufi bir yönünün olduğunu gösteriyor.
19 Mayıs Cumartesi akşamı Halifeyi görmüş. 25 yaş civarında olduğunu belirttiği halifenin ”Türklerin kıyafetini benimsemiş” olduğunu yazmış. Çok etkilenmiş, halife kürkler içindeymiş. “Şunu da ilave etmek gerekir ki, örtülse de güneş kaybolmaz.” Halifeyi güneş gibi nitelendirmiş.
Cuma namazı kılınabilecek 11 cami bulunan Bağdat’ta 2000 civarında hamam bulunmaktaymış. Cilalı siyah mermere benzettiği hamamların çatısını, ısı geçirmesini önlemek için katranla sıvamışlar. Musul civarında bu katranların kaynağını kendisi de görüyor.
Musul, Kufe, Basra dolayları bu Katran yataklarıyla doluymuş. Bizim bugün petrol dediğimiz bu ürün o zamanlar yeri kazmadan kendi kendine çıkar kaynar dururmuş.
Nuh’un gemisinin Cudi Dağına indiğine inanmış. “Endülüs kadifesi gibi Medeniyet parlaklığı var” dediği Nusaybin’i çok beğenmiş. Zaten güzellik ölçüsü Endülüs, bir yeri beğendiyse mutlaka orayla kıyaslıyor.
Bazen Nusaybin kapılarına dayanan yol kesen, yağma yapan Kürtlerden bahsediyor ve Diyarbakır, Musul, Nusaybin ve Duneysir arasındaki dağlarda yaşadıklarını belirtiyor.
Bugün Kızıltepe’ye bağlı Dunaysir dolaylarında zimmi Hristiyan köylerinin Endülüs köyleri gibi bakımlı, zengin, parlak olduğunu yazıyor. Bahsettiği Hristiyan köyleri Süryani köyleri olmalı.
Suriye’ye doğru ilerleyen yazarımız Frenklerden, Frenklerin elindeki yerlerden bahsetmiş. Bunlar bizim bugün haçlı dediğimiz beylikler. Anlaşılan seyyahımızın döneminde haçlı kelimesi daha kullanıma girmemiş.
Hz. İbrahim’in koyunlarını otlatıp sağdığı ve sütünü insanlara bedava dağıttığı yere bunun isim olarak verildiğini yazmış. Halep Arapçada süt-veren anlamına geliyor.
Hristiyanların Kudüs’ten sonra en önemli mekanları olan Meryem Kilisesinin Dımaşk’ta (Şam) olduğunu söyleyen yazarımız Şam’daki bu Meryem Kiliseninin “fikirleri hayrete düşüren enterasan resimleri vardır. Gözleri celbeder, görünüşü hayret uyandırır” diyor.
Lübnan’da Hristiyanların Müslümanlara, Müslümanların dindar Hristiyanlara iyi davrandığını gözlemliyor. Bölgede haçlı beylikleri var ve savaş sürüyor. Buna rağmen Frenklerle Müslümanlar arasındaki bu savaşta halka ve tüccarlara dokunulmadığını tespit etmiş.
Şam bölgesi olarak söylediği Suriye, Lübnan, Filistin sahil kesimlerinin Frenklerin elinde olduğunu Selahaddin Eyyübi’nin onlarla mücadele ettiğini belirtiyor. Yıl 1184 olduğuna göre Selahaddin’in Kudüs’ü geri almasına daha 3 yıl var.
Bazı Frenk yöneticiler Müslümanlara Müslüman yöneticilerden iyi davranmışlar. Müslüman yöneticilere ait köylerde yaşayanlar bu durumu görünce Frenklere meylediyormuş. Müslüman kesim hükümdarlarının zulmü altındadır. Kendilerinden olmayanların idaresini övüyorlar, onları adil buluyorlar, diye içleniyor, üzülüyor, seyyahımız.
İsmail POLAT- TARİHÇİ
Kaynak: gencgazete.net