Philippson’un verdiği bilgiye göre, 262 m. rakımlı İnegöl şehri büyük ve gösterişli bir Nahiye merkezidir. Şehir ovanın ortasında höyük olması muhtemel alçak bir tepenin üzerinde kurulmuştur.
Alfred Philippson,İnegöl’de kaldığı sürece o zamana kadar topoğrafik ve jeolojik bakımdan hiç araştırılmamış olan Domaniç dağını uzaktan inceler.
İnegöl ovasından bakaraksıradağın dış hatlarını çizerek, zirvesinin ve geçitlerinin konumunu tespit eder. Daha sonra da bu dağa yapacağı yolculuk gününü büyük bir heyecan ve merakla bekler.
Alfred Philippson, 28 Haziran 1902 günü İnegöl’den ayrılarak güneye, Domaniç’e doğru seyahat eder.
Bu esnada geçtiği yerlerive izlenimlerini şu şekilde özetleyebiliriz: Ortaköy’de Uluabat gölü kenarındaki Issız Hana benzeyen ancak daha küçük bir Selçuklu Hanı bulunmaktadır.
Bu han tuğla ve taş karışımı kötü bir duvar işçiliğine sahip olup dış tarafı çok tahrip olmuştur.
Tuğladan yapılmış bir bezemeye sahip olan girişi güney taraftadır. Yapının iç kısmı üç neflidir. Üst yapı ise hantal yapılı alçak payelere oturmaktadır.
Ortaköy’ün güney doğusundaki Hamamlı köyü (Philippson’da “Hammamly”) dut bahçeleri ve üzüm bağları ile çevrelenmiştir.
Bu bölgede, Mursal Suyu vadisinde eski bir katır yolunun üzerine Domaniç’e kadar ulaşan bir şose inşa edilmektedir.
Alfred Phlippson bu yolu takip ederek Çerkezler ve muhacir Bektaşilerin yaşadığı Hacıkara (Philippson’da “Hadjikara”) köyüne ulaşır.
Hacıkara’nın batısında ise bir dağ yamacından Oylat Çeşme (Philippson’da “Oinat-Tscheschme”) mineral kaynağı çıkmaktadır.
Buradan doğuya devam edilince Mursal Suyu ve Rüştiye arasındaki sırt üzerindeki 554 m. rakımlı muhacir köyü Tahtaköprü’ye (Philippson’da “Tachtaköprü”) ulaşılır.
Tahtaköprü’den sonra güneyde oldukça dik yamaçlar başlar ve bu dağ etekleri harika bir kayın (gürgen) ormanıyla kaplıdır.
A. Philippson bu bölümde Domaniç dağlarının kuzey yamaçlarının jeolojik özelliklerini detaylı bir şekilde anlatmaktadır (iri kristalli mermer yapısı, granit, hava şartlarından bozulmuş kayaçlar v.s.)
Tahtaköprü’den daha güneydeki Arapoturağı Yaylası’nda (Philippson’da “Arabolurak-Jaila”) güzel mermer bloklardan bir Bizans kilisesi kalıntısı bulunmaktadır. Belki bir manastıra ait olabilecek başka duvarlarda vardır.
Kayın ormanı burada da devam etmektedir. Philippson buradaki büyük bir vadi başlangıcını güneye doğru takip ederek sis içerisine saklanmış 1444 m. Rakımlı geçide ulaşır. Buradaki orman o kadar sıktır ki gök yüzü görülememektedir.
Güneye doğru inişte dağa karşı esen kuzey rüzgarıyla sis hemen çözülür. Bu bölgede kayın ağaçlarına çam ağaçları da eklenir ve orman seyrekleşir. 1000 m. rakımdan itibaren yüksek dallı kayınlar sona erer ve onların yerine çamla beraber meşe ortaya çıkar. Alfred Philippson’un İnegöl ve çevresiyle ilgili verdiği bilgiler Safaköy’e (Philippson’da “Tsefaköi”) ulaşmasıyla sona erer.
Tebliğimizi şöyle bir özetle sonlandırabiliriz: İnegöl ve çevresi 19. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupalı seyyah ve araştırmacıların yoğun ilgisini çekmiştir. Bu seyyahların anlatımlarından İnegöl bölgesinin sosyolojik – demografik yapısı, coğrafyası, topoğrafyası ve jeolojik özellikleri hakkında detaylı bilgiler alabilmekteyiz. Seyyahların anlatımlarına göre İnegöl’ün güney bölgelerinin en dikkat çekici özelliği ise zengin ormanlara sahip olmasıdır.
Uluslararası İnegöl Tarihi ve Kültürü Sempozyumu-1
Prof. Dr. İbrahim Hakan MERT