Sultan II. Bayezid, başta İstanbul olmak üzere Amasya, Bursa, Edirne, Yunanistan, Yugoslavya ve Kırım’da bir çok hayrî tesis, kurmuş ve bu tesislerin işletmesiyle ilgili olarak vakfiyeler, düzenletmiş ve akar olarak söz konusu hayrât için zengin gelir kaynakları tahsis eylemiştir.

Söz gelimi; Bursa’da Büyük Koza Hanı, Pirinççi Hanı ve Eski Kaplıca Hamamı’nın tevsii, bunlar arasındadır.

Bu devirde başta İstanbul olmak üzere Bursa, Edirne, Amasya, Konya, Manisa ve Kütahya gibi.. şehirler, önemli kültür merkezleri olmuştur.

Bu şehirler, İslam dünyasından bir çok bilgini, kendine çekmiştir. İmam Muhammed el- Cezerî, Molla Ahmed Şemseddin el- Gürânî ve İbrahim Halebî, bu bilginlerin başında gelir.

Abdülkâdir-i Geylanî torunlarından olup Antakya’da yaşamakta olan ve ömrünün son yıllarını İnegöl’de tasavvufî irşatta bulunarak geçiren ve uzun yıllar İnegöl’lülerin manevî ufkunu aydınlatan Cevâhirü’l-Ahbâr kitabının yazarı Noktacı Kasım Efendi de bunlardan biridir.

Antakya’da yaşadığı yıllarda 902 / 1496-97 yılında Antakya’da Arapça olarak kaleme almış olduğu “Cevâhirü’l-Ahbâr” isimli kitabının giriş bölümünde yer alan ve kitabın hazırlanış sebebini ifade eden bilgileri analiz etmeden önce 1485-1490 yılları arasında beş yıl süren ve de Antakya coğrafyasını derinden etkileyen Osmanlı- Kölemen savaşlarına ve de Bursa’da adına mahalle tesis olunmuş Molla Arap lakaplı Mevlana Sirâcüddin Ali’nin, 1491 yılında yapılan barış antlaşmasına yapmış olduğu katkıya da kısaca değinmek gerekecektir.

Bu arada İstanbul ve Bursa’da oluşan kültürel ortamı - Noktacı Kasım Efendi açısından değerlendirebilmek için İstanbul’da Bayezid Külliyesi’nin yapımına başlandığı 1501’de Karaman Beyliği’ni ortadan kaldıran Sadrazam Mesih Ali Paşa’nın son İçel seferinden de bahsetmek gerekecektir.

Önce Osmanlı – Kölemen sulh antlaşmasını, İsmail Hâmî Dânişment’in Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı eserinden özet olarak aktaralım:

“Müslüman devletler arasında kan dökülmesinin önüne geçmek isteyen ve Sultan Kayıtbay’ın talebiyle araya girmiş olduğu tahmîn edilen Tunus hükümdârının, bir nâme ve bir takım hediyelerle gönderdiği elçi, İstanbul’da ötedenberi böyle bir sulh için çalışan ve hatta padişahı bile teşvik eden, “Molla Arap” lakabı ile meşhur ulemâdan “Mevlânâ Zeynüddin Ali” ile müzâkereye girişmiştir.

Sultan II. Bayezid’in bilgisi dahilinde gerçekleşen bu müzakereler sonun da, Mısır Kölemen ordusunun, Anadolu’dan çekilip gitmiş olduğu ve araya hatırlı barış elçilerinin girmiş bulunduğu gerçeği dikkate alınarak, yapılması planlanan Kilikya seferinden vazgeçilerek 1491 yılının NisanMayıs ayında:

1485 yılından bu yana dokuz defa karşı karşıya gelen ve iki taraf için de yıkım getiren Osmanlı-Kölemen muharebelerine son verilmiş ve barış yapılmıştır.

Gerçekleştirilen bu antlaşmayla Osmanlı’lar, Harameyn vakıflarına dahil olan Adana-Tarsus kalelerinin yönetimini Kölemenlere bırakmıştır.”

Diğer yandan, önce, Rodos şövalyelerinin eline düşen, ardından da Fransa ve Papa’nın eline geçen kardeşi Şehzade Cem’in, haysiyet kırıcı bir şekilde şantajaracı olarak kullanılmasının, ülkede derin bir buhrana ve de kaosa neden olduğu bir sırada, Osmanlı-Kölemen barışının akdedilmesi, kısmî de olsa bir huzur ortamı sağlamıştır.

RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan

Ayhan Talha Bayraktar