Osmanlı modernleşmesi çoğu zaman Tanzimat’la başlatılır, Cumhuriyet’le tamamlanmış kabul edilir. Ancak bu iki dönem arasında en kritik köprülerden biri, II. Sultan Abdülhamid devridir.

Abdülhamid genellikle panislamist siyasetiyle anılsa da, eğitim alanındaki uygulamaları dikkatle incelendiğinde, kurumsal düzeyde laikleşmenin önemli adımlarının bu dönemde atıldığı görülür. Bu adımlar, Cumhuriyet döneminin radikal reformlarına hem kadro hem kurum hem de zihniyet düzeyinde zemin hazırlamıştır.

Bu yazı dizisinde Abdülhamid döneminde eğitim alanında gerçekleştirilen laik uygulamaların Cumhuriyet dönemine nasıl etki ettiğini; somut kurumlar, müfredat dönüşümü, kadınların eğitimi, bürokratik elit üretimi ve medrese-mektep ayrışması üzerinden inceleyeceğiz.

Laik Eğitim Alanının Doğuşu: Medrese-Mektep Ayrışması

Abdülhamid döneminde medreseler kapatılmamış, ancak devletin ana eğitim politikası içinde merkezi konumlarını kaybetmişlerdir. Modern mektepler (rüşdiyeler, idadiler, sultaniler ve meslek okulları) Maarif Nezareti’ne bağlı, merkezi müfredatlı ve devlet denetiminde kurumlar olarak yaygınlaştırılmıştır. Bu durum iki sonuç doğurmuştur; a. Dini eğitim ile devlet eğitimi ayrışmıştır, b. Devletin meşruiyet kaynağı ilmiyye sınıfından bürokratik kadrolara kaymıştır.

Cumhuriyet döneminde 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği sağlanırken, medreselerin kapatılması aslında Abdülhamid döneminde başlamış olan fiili ayrışmanın hukuki olarak tamamlanmasıydı. Cumhuriyet devrimleri bir kopuş kadar, Abdülhamid dönemindeki kurumsal dönüşümün devamı niteliğindedir.

Modern Müfredat ve Pozitif Bilimlerin Kurumsallaşması

Abdülhamid döneminde modern mekteplerde fen bilimleri, matematik, coğrafya ve tarih dersleri merkezi bir yer edindi. Bilgi, metafizik referanslardan bağımsız biçimde, deney ve gözleme dayalı bir çerçevede sunulmaya başlandı. Bu laik müfredat anlayışı, Cumhuriyet döneminde bilimsel eğitim ilkesinin temelini oluşturdu. Cumhuriyet’in “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” yaklaşımı, köklerini Abdülhamid dönemindeki fen merkezli müfredat uygulamalarında bulur. Örneğin:

ü Askerî okullarda yetişen subay kadrolar, bilimsel düşünceye yatkın bir eğitim aldı,

ü Mühendislik ve tıp okulları modern teknik bilgi üretti.

Bu kadrolar daha sonra Cumhuriyet’in kurucu elitleri arasında yer aldı. Yani laik Cumhuriyet’i kuran kadrolar, büyük ölçüde Abdülhamid döneminin modern eğitim sisteminden geçmiştir.

Dârü’l-Fünun ve Üniversite Geleneğinin Devamlılığı

Osmanlı’da modern üniversite girişimi olan Dârü’l-Fünun, Abdülhamid döneminde kurumsallaşma sürecine girdi. Her ne kadar kesintiler yaşansa da, yükseköğretimde medrese modelinden farklı bir yapı oluşturulmaya çalışıldı.

Cumhuriyet döneminde 1933 Üniversite Reformu ile İstanbul Üniversitesi kurulurken, bu kurum doğrudan Dârü’l-Fünun’un devamı niteliğindeydi. Akademik disiplinler, fakülte sistemi ve bilimsel uzmanlaşma modeli Abdülhamid döneminde atılan adımların üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet’in laik üniversite sistemi, birdenbire kurulmuş değildir; Osmanlı’nın geç dönemindeki modernleşme çabalarının kurumsal devamıdır.

Okuma Önerisi: Osmanlıdan Cumhuriyete Eğitim Öğretim Tarihi, Prof. Dr. Ali Aslan

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]