Ramazan ayı, âlemlere rahmet ve mağfiret ayıdır. Böylesi güzel bir ayda kendimizi sorgulasak, öz eleştiri yapsak… Acaba biz gerçekten Ramazan ayının bize getirdiği rahmet, mağfiret, bereket, saygı, nezâket, kul hakkı gibi değerleri hakkıyla yaşıyor muyuz? Bunları yaşamımıza katıyor muyuz, davranışa dönüştürebiliyor muyuz?
İslâm dini sevgi dinidir. Buna rağmen toplumumuza baktığımızda maalesef insanlar birbirlerine Allah’ın selamını bile kıskanır olmuş. Selam vermekten uzağız. Gülümsemek en ucuz sadaka iken, gülümsemeyi bile komşumuzdan, mümin kardeşimizden, milletimizin fertlerinden esirger hâle gelmişiz. Toplumda bir şiddet, nefret ve kin sarmalı var. Trafiğe bakıyorsunuz; herkes kavgaya hazır. Herkesin aracında kesici, delici, yaralayıcı aletler bulunuyor. Aynı apartmanda oturan insanlar birbirini tanımıyor; merdivende karşılaşsalar selam vermeye bile nazlanıyorlar.
Yıllar önce televizyonda seyretmiştim. Ellili yaşlarda bir iş kadını şöyle anlatıyordu:
“Bir fabrikam var ve burada yaklaşık 150 insana iş sağlıyorum. Biraz da kişiliğim gereği herhalde kibirliyim, insanlara mesafeliyim. Oturduğum binada ve sokakta hiçbir komşumla görüşmem, konuşmam. Sabah evimden çıkar, kimseye günaydın demeden aracıma biner, iş yerime giderim. Akşam geldiğimde alışverişimi yapar, evime girerim. Sokakta kimseyle selamlaşmam; böyle bir yapım vardı ve yalnız yaşardım.
Bir gün işten evime dönerken, evimin bulunduğu sokakta büyük bir kalabalık gördüm ve trafiği tıkamışlardı. Geçerken arabamın camını açarak ‘Ne oluyor, neden yolu daraltıyorsunuz, açın yolu!’ diye çıkıştım. Oradakiler, ‘Hanımefendi, şu evde yaşayan yaşlı bir teyzemiz vardı, rahmetli oldu; onun cenazesine geldik’ dediler. Ben kalabalığa söylenerek, sinirli bir şekilde yoldan geçip evime çıktım.
Evde aklıma takıldı: ‘Ben öldüğümde cenazeme acaba kaç kişi gelir? Bu tanımadığım yaşlı kadına bu kadar insan hürmet edip gelmiş; peki benim cenazemi kim kaldırır?’ diye düşündüm. Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah olunca ilk iş olarak komşularımın tek tek kapı zillerini çaldım, onlardan helallik istedim. O günden sonra apartmandaki her komşuyla selamlaşıp konuşmaya, sokağımdaki esnafla alışveriş yaparken hal hatır sormaya başladım; sokaktaki insanlara selam vermeyi alışkanlık hâline getirdim.”
Hepimizin böyle bir ders alması mı gerekiyor? Söze gelince Türk Milleti olarak, Müslüman olarak sevgi dilini, nezaketi, hoşgörüyü, kul hakkını gözeten bir medeniyetin çocuklarıyız diyoruz. Ama bugün ne dilimizde ne gönlümüzde sevgi kalmış gibi; sevgi dili neredeyse hiç kullanılmıyor. Ülkeyi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar sevgi dili kullanmadıkça, bu kin, nefret ve hoşgörüsüzlük sokağa kadar yansıyor. Yukarıdakilerin kullandığı “namertsin, şerefsizsin, haysiyetsizsin” gibi ifadeler toplumun katmanlarına da sirayet ediyor. Bu kötü sözleri artık çok kolay sarf edebiliyoruz.
Artık bu çirkin sözleri bırakıp sevgi dilini kullanmalıyız. Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Mevlana’nın torunlarıyız diye övünüyoruz ama maalesef bugün kapı komşumuzu tanımıyor, komşu esnafımızla sohbet etmiyor, sokakta gördüğümüz bir mümin kardeşimize Allah’ın selamını esirgiyoruz.
Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.”
İnşallah bu Ramazan ayını sözde değil özde yaşarız. Bu değerleri kişiliğimize yansıtır, insanlara selâmı ve tebessümü çok görmeyiz, komşularımızla helalleşiriz. Sevgi dili inşallah yukarıdan başlayarak aşağıya doğru toplumumuza katman katman yayılır.
Hepinize iyi haftalar, sağlıklı günler diliyorum.