Herkese tekrar merhaba bu hafta “kontrol etme” ihtiyacımızdan bahsedeceğiz. Peki neyi kontrol etmekten bahsediyoruz? Bu kontrol ihtiyacı hayatımızın her noktasında olabilir. Bazen bir başarı, bazen bir ilişki veya sağlığımız gibi örneklendirebileceğimiz birçok konuda bu ihtiyaç kendisini gösterebilir. Bu durum genel olarak iyi niyetle yapılan, kendimizi veya çevremizi koruma içgüdüsüyle ortaya çıkabilir. Akışa bırakamamak, sürekli müdahale etmek, sabredememek, güvenememek gibi durumlarla hayatımıza dahil olabilir. Güvenemediğimiz ve akışa bırakamadığımız her durumla kendimiz ilgilenmek isteyebiliriz. Örneğin bir müdürün çalışma arkadaşlarından yardım isteyemeyip en ufak bir görevle bile kendisinin ilgilenmesi ve herhangi bir hata olmadığından emin olmak istemesi. Bu durumda aslında kontrol edilen şey sadece iş değil yöneticinin kendi içsel kaygısıdır. Bu ve benzeri örnekleri gündelik hayatımızı gözlemleyerek örneklendirebiliriz.
İyi niyetle yapılan fazla çaba bazen kontrolden çıkabilir ve zorlantıya dönüşebilir. Sürecin doğal akışına müdahale etmek farklı formlarda hayatımızı etkileyebilir; olmayacak olanı oldurmaya çalışarak kendimize veya çevremize zarar vermek, zaten olacak olanı sabırsızlıkla bir erken dönemde bir zorlantıya çevirmek gibi. Bu durum bireyde sürekli tetikte olma haline, rahatlayamamaya ve kaygıya sebep olabilir. Yani, gösterilen çaba kendimiz için olması gereken olarak gözükse de zamanla yük olabilir. Bu yük genellikle erken dönemde fark edilemez, çünkü sadece hedef odaklı bir bakış açısı ve süreci yok sayan bir bakış açısı hakimdir. İlişkilerimize, sürece veya kendimize zarar verdiğimizde görünür hale gelebilir. Sadece hedef odaklı olan bu süreçte duygularda önemli miktarda bastırılmıştır. Bu durum farkındalığın düşmesine sebep olurken, bireyin kendisiyle olan içsel temasını azaltmaktadır. Duyguların farkında olmak, onları bastırmak yerine alan açmak, yaşamamız boyunca karşılaştığımız tüm deneyimlerin öğretici ve dönüştürücü olmasını sağlar.
Peki kontrol etmenin denge noktası nedir? “Çaba ve bırakabilmek.” Çaba elden geleni yapmak, bırakabilmek ise sonuca güvenmektir. Bu dengenin adı “tevekküldür”. Bu noktada ise çabaladıktan sonra bırakabilmenin ve inancın rahatlatıcı yönü önemli bir rol alır. Hayatımızdaki her alan ve tüm deneyimlerin bizim kontrolümüzde olmadığını ve belki de bunun sandığımız kadar kötü bir şey olmadığını hatırlamakta fayda var. Açıkça, kontrol edemediğimiz noktaları nefes aldığımız alanlar olarak görebilmek, olana ve olacak olana tevekkül etmek aslında insan olmamızın en önemli parçalarından olduğunun farkında olmak yaşamımız için çok kıymetli. Umarım bu yazı, çabalamakla bırakabilmek arasındaki o ince dengeyi yeniden hatırlatır bize. Hoşça kalın.