Herkese tekrar merhaba;

Bu hafta “Sınır koyabilmek ve Hayır Diyebilmek” başlığı altında konuşacağız. Bu başlığı veya benzerlerini birçok yerde görmüş olabilirsiniz. Peki sınır nedir? Psikolojik sınırlar, bireyin kendisini korumak için oluşturduğu görünmez çizgilerdir. Bu sınırlar; kişinin zamanı, enerjisi, duyguları ve kişisel alanı üzerinde söz sahibi olmasını sağlar. Sağlıklı sınırlar, bireyin hem kendine hem de başkalarına saygı duyarak ilişkiler kurmasına yardımcı olur. Birçok insan “ayıp olur, kırılır, yanlış anlaşılırım, bir daha benimle görüşmez” gibi korkularla kendi sınırlarının ihlal edildiğinin farkına varamayabiliyor.

Peki bu neden meydana gelir? Kültürel olarak fedakâr olan ve herkesi her zaman memnun etmekle uğraşan kişiler toplum tarafından her zaman daha fazla övülmüştür. Bu durum çocukluğumuzdan beri hayatlarımıza yansıtılmış olabilir. “Uyumlu ol” mesajını birçoğumuz duymuş veya başka formlarıyla bu durumu yaşamış olabiliriz. Bu nedenle insanlar kendi ihtiyaçlarını görmezden gelerek veya 2. Plana atarak başkalarının taleplerine odaklanırlar. O taleplere sürekli “evet” demek, uyum sağlamak bir başarı olarak algılanır. Gerçekten uzun vadede hayatlarımıza başarı getirir mi peki? Aksine uzun vadede yorgunluk, kırgınlık ve tükenmişlik duygularına yol açar. Bu duygular zamanla işlevselliğimizi düşürür.

Sınırlarımızı koyduğumuzda ne olur? Sınır koymak başkalarından uzaklaşmak değil, kendi özgürlük alanımızı sağlıklı bir şekilde korumaktır. Her bireyin zamanı, enerjisi ve duygusal kapasitesi sınırlıdır, sağlıklı sınırlar ise bu sınırlı kapasitemizin içinde önceliklerin belirlenerek işlevsel ve verimli bir yaşam sürdürülmesini sağlar. Aynı zamanda kişinin özsaygısını güçlendirir ve kendi ihtiyaçlarına yönelik farkındalığının artmasını o ihtiyaçlara yönelebilmeye destek olur. İnsan ilişkileri perspektifinden baktığımızda, kendimiz için koyduğumuz sınırlar başka bireylerin alanlarına karşı saygı duymayı öğretir. Sonuç olarak hem psikolojik sağlık hem de bireysel özgürlük korunmuş olur.

Bencillik olarak algılandığı birçok durum olabilir. Birçok yerde keskin cümleler okumuş olabilir veya sınır koymayı daha sert olarak bir kavram olarak düşünmüş olabilirsiniz. Bu konudaki karışıklığa da değinmek istiyorum. Sınırların konulması: kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve özgürlük alanını koruması; başkalarını önemsemediği anlamına gelmez. Önemli olan ayrım şudur; bireyin kendisini koruması ile sadece kendisini merkeze alma arasındaki fark ayırt edilmelidir. Çünkü insan yaradılış bakımından sosyal bir varlıktır ve birbirine ihtiyaç duyar. Yaşamlarını başkaları ile ilişki içinde sürdürür. Bu bakımdan, bireyin kendisini koruması kadar başkalarına karşı anlayışlı ve fedakâr olabilmesi de insan ilişkileri bakımından çok kıymetlidir. Sonuç olarak, bu konudaki asıl başarıyı dengeyi koruyabilmektir hem kendi sınırlarını koruyabilmek hem de başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlı kalabilmektir. Kendi özgür alanınızı koruyabildiğiniz ve sevdiklerinizle anlamlı, huzurlu anlar paylaşabildiğiniz bir hayat dileğiyle.