Son günlerde ülkemizde yaşanan üzücü olayların ardına bu hafta “sınırsız ebeveynlik” konusuna değinmek istiyorum. Görece modern ebeveynlik anlayışında ebeveynler sürekli olarak ve her koşulda “çocuğum üzülmesin” , “çocuğum mutuz olmasın” bakış açısını benimsemenin onların ebeveynlik rollerini sınır koyma ve yönlendirme işlevinden uzaklaştırdığını görüyoruz. Gün sonunda kaçınılmaz şekilde bu mutluluk odaklı ebeveynlik önemli derecede sınır kaybına yol açıyor.
Peki ebeveynlik nedir? Ebeveynlik çocuğa sürekli iyi hissettirmek, onu sürekli olarak mutlu etmek değildir. Yeterince iyi bir ebeveyn olmak için çabalayan kişilerin hedefi doğru olanı yapmaktır. Burada kritik nokta her doğrunun her zaman iyi hissettirmemesidir. Çünkü bazen doğrular sınır koymayı, ertelemeyi, beklemeyi ve bazen de hayır demeyi içerir. Dolayısıyla doğrular bazen çocuk için öfkeye, üzüntüye veya hayal kırıklığına sebep olabilir. İşte tam olarak bu nokta çocuğun duygusal dayanıklılığını ve hayal kırıklığı toleransının geliştiği yerdir. Günümüz şartlarında bu sınırların özellikle ekran süresinde, toplum kurallarına uymakta, akran zorbalığında dikkatle ve özenle koyulmak zorunda olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz.
Sınırla tanışmayan çocuğun ilk olarak hayal kırıklığı toleransı gelişmez. “Zaten benim her istediğim oluyor” inancı gelişir. Bununla birlikte öfke ve tahammülsüzlük gibi duygusal sonuçlar görülür. Çünkü çocuk bu duygularla evde karşılaşmasa bile okulda, sosyal ilişkilerde ya da otoriteye temas ettiği herhangi bir ortamda mutlaka karşılaşacaktır. Bu bahsettiğimiz noktada ise ebeveynin içsel kaygısı devreye girer. Çocuğunun öfkesine, hayal kırıklığına ya da üzüntüsüne tanık olmak istemeyen ebeveyn, çoğu zaman sınır koymaktan geri durur. Beni sevmeyecek, bana çok kızacak gibi düşünceler gelişebilir. Önemli olanın denge olduğunu bilmekte hatırlatmakta fayda var. Bu denge ise net kurallardan ve duyguyu kabul etme, şefkat çerçevesinden geçiyor. Örneğin; “İnterneti kapattım çünkü süren doldu. Üzgün olabilirsin bunu anlıyorum”
Dikkat çeken bir diğer önemli nokta da sorunlar ortaya çıktığında destek alma konusunda yaşanan çekincelerdir. Çocukta öfke, tahammülsüzlük ya da uyum problemleri görülse bile, birçok ebeveyn psikolog ya da psikiyatriste gitmekten kaçınabilmektedir. İlaç verirse siciline işler, etkilenir gibi düşünceler ihtiyaca rağmen bu adımın atılmasını zorlaştırır. Oysa bu kaygılar, çoğu zaman bilgi eksikliğinden beslenir. Destek almak çocuğu etkilemez, aksine onu yalnız bırakmamaktır. Unutulmamalıdır ki, erken dönemde alınan profesyonel destek, ileride daha büyük sorunların önüne geçmenin en güçlü yollarından biridir.
Bugün okullarda veya çevremizde gördüğümüz öfke, tahammülsüzlük ve sınır tanımayan davranışlar bir anda ortaya çıkmıyor; çoğu zaman yıllar içerisinde şekilleniyor. Sınır koymaktan kaçınarak çocukları koruduğumuz düşünsek de aslında onları hayatın gerçekleriyle baş etmeye hazırlamıyoruz. Oysa çocukların her zaman mutlu olması değil, zor duygularla sağlıklı şekilde baş edebilmesi önemlidir. Çocuğunuz sizi her zaman sevmeyebilir veya zaman zaman kızabilir ama doğru sınırlarla büyüyen çocuk, bir gün size teşekkür eder.