Kasım Efendi, Antakya’dan Bursa’ya hangi şartlar altnda ve nasıl bir yol izleyerek intikal eylediğini kitabında anlatmamıştır. Ancak kitabının müsveddesini Antakya’da 902 / 1496-97 yılında kaleme aldığını ifade ettiğine göre 1497 yılından sonra Bursa’ya gelmiştir. O takdirde biz, 1497 yılı sonrasında tarihî süreç içinde Bursa’da yaşanmış olan sosyal hayatı kısaca gözden geçirelim.
O yıllarda Osmanlı imparatorluğu tahtında Sultan II. Bayezid (1481-1512) bulun maktadır. Önceki bahislerde kısaca değinildiği üzere: 1490 yılında-halk arasında “Molla Arap” diye anılan âlim bir kişinin gösterdiği çabalar sonunda beş yıldır süren Osmanlı-Memlûk savaşları, durmuş ve yapılan barış antlaşması ile yeni bir huzur ortamı doğmuştur.
Diğer yandan yâd ellerde vefât eden Şehzade Cem’in nâşı, İtalya’dan getirtilerek Bursa’da ağabeysi Şehzade Mustafa’nın yanına defnedilerek uzun yıllar sürdürülen fitne ve kaos durumuna son verilmiştir.1501 yılında İstanbul’da Sultan II. Bayezid adına büyük bir külliyenin inşaatına başlanmıştır. Aynı yıl içinde Karamanoğlu Beyliği’nin son temsilcisi Mustafa Bey de etkisiz hâle getirilerek Karamanoğlu Beyliği’ne son verilmiş ve bir kısım Karamanlı âileler de Bursa –Kaplıca yöresinde iskân olunmuştur.
Muradiye Külliyesi’nde yer alan Şehzade Mustafa ile kardeşi Şehzade Cem’in yanı sıra Sultan II. Bayezid’in oğullarından Şehzade Abdullah ve Şehzade Âlemşah ve Şehzade Şehinşah’ın oğlu Şehzade Mehmet adına Bursa-Muradiye’de tesis olunan “Şehzade-Vakıfları”, devreye konmuştur.
Konuya İnegöl açısından bakıldığında burada geniş külliyesi bulunan İnegöl’lü İshak Paşa, 1487 yılında vefat etmiştir. Sağlığında tesis ettiği vakıf geliriyle kendi adına inşa edilecek bir türbeye defnedilmesini vasıyyet etmiş ise de – siyâsî konjöktör gereği - vasıyyeti yerine getirilememiş ve nâşı, yaptırmış olduğu camiin kıble tarafına bahçeye defnedilmiştir.
Oğullarından Halil İbrahim Bey, İshak Paşa’nın vali bulunduğu Selânik ve çevresindeki vakıfları yönetmek üzere Selânik’e taşınmıştır. Diğer oğlu Pîrî Ahmet Çelebi ise Sultan II. Bayezid’in husûsi defterdârı olarak Amasya’dan ayrılmış ve doğrudan İstanbul’a gittiğinden İnegöl ile alakasını kesmiştir. Küçük oğlu Şâdî Bey ise Trabzon sancak beyi, Şehzade Selim’in maıyyetine girip o’nun itimadını kazanmış ve sağ kolu haline gelmiştir.
Bu durumda İshak Paşa’nın başta İnegöl olmak üzere Anadolu’da bulunan bütün vakıflarını nâzır sıfatıyla kahyası Hacı Sinan Efendi yönetmeye başlamıştır. Kasım Efendi’nin Bursa’ya intikal ettiği yıllarda İnegöl’deki sosyal durum da kısaca böyledir.
Bu yıllarda Bursa’daki tasavvufî kültür merkezlerine göz atacak olursak Halvetî geleneğine bağlı İbrahim Gülşenî (öl.940/1533), Mısır coğrafyasında şeyhi Dede Ömer Rûşenî ( öl. 892/ 1487)’nin etkili ve de yetkili müridi olarak Bursa’ya gelmiş; Evliya Çelebi’nin Seyehatnâme’de verdiği bilgiye göre Bursa’da -Mısır merkezli olarak- ilk Halvetî dergâhını o, kurmuştur. (Mustafa Kara, Bursa’da Tarîkalar ve Tekkeler, C. I,s.17-23, Bursa, 1990)
İşte böyle bir kültürel ortamda – takriben -1501-1502 yılında Bursa’ya gelen Kasım Efendi, kendi ifadesiyle, beyân ettiği üzere Bursa’nın tanınmış köklü âilelerinden Yiğitbaşı Hoca İlyas’ın inşa ettirmiş olduğu cami ve külliyeye yerleşmiştir. Hoca İlyas Camii ve Külliyesi, Kasım Efendi’nin hayatında son derece önemlidir.
Zira “Cevâhirü’l-Ahbâr” kitabını, karşılaştığı bu yeni tasavvufî kültür ortamında tekrar yeniden düzenleme ihtiyacını duymuş; Hz. Peygamber’in rüyada verdiği talimat gereği kitabını bir taraftan tashih ederken diğer yandan da Türkçe’ye aktarmıştır.
Bu konuda Orhan Gazi ve Yıldırım Bayezid Külliyesinde oluşan tasavvufî ortam, önce, onu kaplıca yöresinde ikâmet eden İzzeddin Ali Karamânî ve Saruhâniye yöneltmiş ve ona intisap ederek Yiğitbaşı Ahmet Şemsettin Marmaravî’nin temsil ettiği Halvetiyye Tarikatı’nın Ahmediyye koluna intisaba götürmüştür.
RECEP AKAKUŞ hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan
Ayhan Talha Bayraktar