ABD’nin Başkanı Donalt Trump’ın dedesi Frederick Trump oldukça girişimci biriymiş. Geçmişinde birçok ticari girişim var. Bunlardan biri de genelev işletmeciliği yani Türkçemizdeki karşılığı pezevenklik!
Epigenetik bize bazı alışkanlıkların, davranışların kuşaktan kuşağa aktırılabildiğini söyler. Torun Trump işi büyüterek dünyayı, ticarethane/genelev olarak değerlendirerek para için kan gölüne çevirdi.
Geçenlerde yaptıklarını meşrulaştırmak için ABD halkına seslenirken “Petrole ihtiyacı olup da bizimle birlikte İran'da 'kafa kesmeye' katılmayanlara önerim: Birincisi, gelin petrolünüzü Amerika Birleşik Devletleri'nden alın. İkincisi, biraz cesur olun ve gidip Hürmüz Boğazından petrolünüzü alın. İran'ı önemli oranda yıkıma uğrattık. İşin esas kısmı bitti.” demiş. İnsanlık adına utanç verici cümleler…
Hürmüz’ün Karanlığı ve Beyaz Saray’ın Kanlı Dili
Dünya siyaseti, tarihinin en hoyrat, en fütursuz ve en tehlikeli dönemlerinden birinden geçiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, sadece diplomatik bir nezaketsizlik değil; aynı zamanda uluslararası hukukun, insan haklarının ve ekolojik sağduyunun açık bir ihlalidir.
Trump’ın, petrol ihtiyacı olan ülkelere yönelik kullandığı "İran’da kafa kesmeye katılın" ifadesi, bir devlet adamının ağzından dökülen en karanlık cümlelerden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu dil, Orta Doğu’yu bir kasap dükkânı, egemen devletleri ise sıraya dizilmesi gereken kurbanlar olarak gören siyonist/epstien bakış açısı ve sömürgeci bir zihniyetin yansımasıdır.
Şiddete Tapınma ve İnsan Hakları İhlali
Bir insan olarak, barışın sadece savaşın yokluğu değil, aynı zamanda adaletin varlığı olduğuna inanıyoruz. Trump’ın "kafa kesme" metaforu üzerinden kurduğu bu vahşi söylem, bölgedeki milyonlarca masum insanın yaşam hakkını hiçe saymaktadır.
İran halkı, uygulanan ağır yaptırımlar altında zaten ilaçtan gıdaya kadar en temel ihtiyaçlarına ulaşmakta zorlanırken, Washington’dan yükselen "yıkıma uğrattık" nidaları bir başarı hikâyesi değil, bir insanlık dramıdır.
İran’ı bir düşmanlaştırma nesnesi haline getirip, diğer ülkeleri bu "yıkıma" ortak olmaya davet etmek, uluslararası toplumun temel taşı olan egemenlik haklarını ayaklar altına almaktadır.
Demokrasi, diyalogdan ve diplomasiden yanadır. Silahların gölgesinde yapılan "cesaret" çağrıları, sadece yeni acılara, yeni göç dalgalarına ve yeni radikalleşme odaklarına zemin hazırlar. Trump’ın bahsettiği "cesaret", bir halkı açlığa mahkûm etmek değil; barış masasına oturma ve evrensel insan haklarını savunma cesareti olmalıdır.
Petrolün Kanlı Ekonomisi
Trump’ın önerisinin ikinci boyutu ise tamamen ekonomik bir şantaja dayanmaktadır: "Gelin petrolünüzü ABD’den alın." Bu ifade, aslında tüm bu saldırganlığın altında yatan asıl motivasyonu ifşa etmektedir.
Mesele "demokrasi" veya "güvenlik" değil; enerji piyasasını tekelleştirme ve Amerikan petrole dayalı endüstrisini ihya etme çabasıdır, silah sanayisi de cabası.
Yaşanan savaşın doğurduğu çevre sorunlarını gündeme getiren pek yok. Oysa bölgede birçok boyutta çevre katliamı yaşanmaktadır. Hürmüz Boğazı gibi dünyanın en hassas deniz ekosistemlerinden birini bir savaş alanına çevirme tehdidi, olası bir çatışmada yaşanacak devasa petrol sızıntılarını ve deniz yaşamının yok oluşunu görmezden gelmektedir.
Dünya, iklim krizinin eşiğinde, yenilenebilir enerjiye ve karbon ayak izini azaltmaya odaklanması gereken bir dönemdeyken; bir süper gücün başkanı, ülkeleri daha fazla fosil yakıt bağımlılığına ve askeri gerilime zorlamaktadır.
"Doğa sınır tanımaz; Hürmüz’de patlayacak bir bomba ya da sızacak bir varil petrol, sadece İran’ın değil, tüm insanlığın ortak mirasına indirilmiş bir darbedir."
Küresel Dayanışma ve Barışın Yolu
İran’ın yanında durmak, sadece bir coğrafyayı savunmak değil; emperyalist zorbalığa karşı uluslararası hukuku savunmaktır. Biz, devletlerin birbirini yok ederek değil, barış içinde bir arada var olarak kalkınabileceğini savunuyoruz. Trump’ın "İşin esas kısmı bitti" diyerek ilan ettiği yıkım, aslında Batı’nın etik değerlerinin ve güvenilirliğinin yıkımıdır.
Bugün ihtiyacımız olan şey, Hürmüz Boğazı’nda savaş gemileri yürütmek veya "cesaret" adı altında korsanlığa soyunmak değildir. İhtiyacımız olan:
Adil bir enerji dönüşümü: Fosil yakıt prangalarından kurtulmuş, savaş gerekçesi yaratmayan yeşil bir ekonomi.
Çok taraflı barış diplomasisi: Tek taraflı yaptırımların ve tehditlerin yerini alan, BM nezdinde yürütülen şeffaf görüşmeler.
Evrensel Aile/Kardeşlik: Halkları "kafa kesenler" ve "kesilenler" olarak bölmek yerine, savaş karşıtı, yoksulluğa ve iklim krizine karşı birleşen bir küresel irade. Dünyayı insanlığın evi, insanlığı ise “büyük insanlık ailesi” olarak değerlendirmek gerekiyor
Tarihin Yanlış Tarafında Durmak
Başkan Trump’ın sözleri, XXI. yüzyılın ruhuna aykırı bir zorbalık manifestosudur. Petrol için savaş çığlıkları atmak, siyonizmin kuklası olmak ve kendi pisliğini örtmek için savaş çıkarmak, bir ülkenin yıkımıyla övünmek ve müttefiklerini bir suç ortağı gibi şiddete davet etmek, modern dünyanın kabul edebileceği bir durum değildir.
Bizler; savaş karşıtları, çevreciler kısaca “insan olan herkes” bu "kanlı petrol" oyununa "hayır" diyoruz. Barış, bir seçenek değil; insanlığın hayatta kalması için tek zorunluluktur. İran halkının iradesini ve yaşam hakkını savunmak, aynı zamanda kendi geleceğimizi de savunmaktır. Çünkü biliyoruz ki; adaletin olmadığı bir dünyada, hiçbir insan ve hiçbir boğaz güvenli, hiçbir petrol temiz değildir.
Biz inanıyoruz ki; gelecek, kafa kesenlerin değil; el sıkışanların ve doğayı koruyanların olacaktır. Onlar parayı/petrolü istiyor, biz özgür ve barış içinde bir dünyayı…
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimler Uzmanı, Araştırmacı