Hatırlanacağı üzere, Fatih Sultan Mehmet, on kadar beylik ve devleti, eğemenliği altına alarak Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını hem Anadolu’da hem de Rumeli’de genişletmiştir.

Esas itibâriyle O, İstanbul’u fetih etmekle Orta Çağı kapayıp Yeni Çağın kapılarını açmıştır. 1481 yılında Fatih Sultan Mehmed’in –beklenmedik bir anda- ânî ölümü, hem imparatorluk içinde hem de komşu beylik ve devlet yönetimlerinde heyecan uyandırmıştır.

Çünkü Fatih Sultan Mehmet, vefat ettiği yıl içinde çok önemli askerî bir harekât planını uygulamaya koyacaktı. Gedik Ahmet Paşa komutasında İtalya’ya gönderdiği bir Osmanlı ordusu, İtalya yarım adası’nda Otranto Kalesi’ni kuşatmış bulunuyordu..

Muhtemelen Otronto’ya çıkan bu ordu, askerî harekâtını Kuzeye-Baltık Denizi’ne değin sürdürecek ve Katolik - Hristiyan âlemi ile Ortodoks-Hristiyan âlemi arasında “Sosyal bir Sed” oluşturacaktı.

Diğer yandan Zülkadir Oğulları Beyliği’nin, istikrarsız ve de iki taraflı bir siyaset uygulaması nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır Kölemen Devleti arasındaki rekabet, iyice kızışmıştı. Harameyn vakıfları ve bu kutsal mahallin su probleminin çözümlenememiş olması da Osmanlı - Kölemen ilişkilerini, iyice zehirlemiş ve bir savaş ortamı hazırlamıştı.

İşte bu ve benzeri nedenler ile İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet, geniş bir askerî hazırlık yapmış ve Anadolu yakasına geçerek Gebze’de kurulan ordugahta son hazırlıklarını gözden geçirirken -âniden- vefat etmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in ânî ölümü, hiç şüphesiz, hem askeri kanatta hem de sivil kanatta şaşkınlık yaratmıştır. Gedik Ahmet Paşa’nın İtalyan karasularında bulunduğu ve kayın pederi Sırp asıllı Sarı İshak Paşa’nın ise Bosna beylerbeyi olarak görev yaptığı bir sırada vukû bulan bu ölüm olayı, öncelikle, İstanbul muhafızı olan Amasya kökenli ve İnegöl’lü İshak Paşa ile Gebze’de ordugahta bulunan Fatih Sultan Mehmed’in son sadrazamı Karamanî Mehmet Paşa arasında, tahta geçirilecek şehzade konusunda, derin ihtilafa sebep olmuştur.

İnegöl’lü İshak Paşa’nın oğlu Pîrî Ahmet Çelebi, hâlen, Amasya sancak beyi olan Şehzade Bayezid’in hususi defterdarı olarak hizmet etmekteydi. Bu nedenle İnegöl’lü İshak Paşa’nın tercihi, Amasya sancak beyi Şehzade Bayezid’in hükümdar olması idi.

Buna karşın Gebze’de ordugahta, ordunun başında fiilen sadrazam olarak bulunan Karamanî Mehmet Paşa ise Karaman sancak beyi Şehzade Cem’in hükümdar olmasını tercih eylemekte idi.

Ortaya çıkan bu farklı tercihler ve takınılan tavırlar, küllenmiş gibi görülen devşirme-öztürk fitnesinin, yeniden patlak vermesine, sebep olmuştur. İnegöl’lü İshak Paşa, İstanbul muhafızı sıfatıyla o sırada sarayda bulunan Şehzade Bayezid’in oğlu küçük Şehzade Korkud’u, pederi gelinceye dek, vekâleten tahta oturtmuş ve saray halkından da biat almıştır.

Diğer yandan Gebze’deki ordu karargahında bulunan sadrazam Karamânî Mehmet Paşa da, önce, Fatih’in ölümünü gizlemiş; bunda başarılı olamayınca da ordu birliklerinin İstanbul’a dönmesini önlemek için tedbir almıştır. Ancak Karamanî Mehmet Paşa tarafından alınan bu tedbir, yeniçeri askeri arasında derin hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Alevlenen devşirme-öztürk fitnesi, hükümdarlığa varis olan Amasya sancak beyi Şehzade Bayezid ile Karaman sancak beyi Şehzade Cem üzerinde taraflar arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesinin başlamasına sebep oluştur. (DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)

RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan

Ayhan Talha Bayraktar