“İş vardı ama battık” cümlesinin bize anlattıkları…

Mobilya sektöründe son yıllarda sıkça duyduğum bir ifade var:
“İş vardı ama battık.”

İlk bakışta bu cümle, dönemin zorluklarını özetler gibi duruyor.
Piyasa dalgalandı, maliyetler arttı, kur oynadı…

Ancak biraz durup daha derin baktığımızda, bu cümlenin aslında bize çok daha önemli bir şey söylediğini düşünüyorum:
Mesele çoğu zaman işin varlığı değil, işi yönetme biçimimiz.

Bu gerçeği doğru okuyabildiğimizde, yaşanan kayıplar bir son değil; aksine güçlü bir öğrenme alanına dönüşebilir.

Sahada olan, atölye gezen, üreticiyi dinleyen biri olarak şunu net söyleyebilirim:
Türkiye’de şirketlerin yaşadığı zorluklar rastlantısal değil.
Aksine, çoğu zaman birbirine benzeyen süreçlerden geçiliyor.

Dikkat ediyorum…
Birçok firma büyüdükçe zorlanıyor.

Ciro artıyor.
Fiziksel yatırımlar büyüyor.
Makine parkı yenileniyor.

Ama tam da bu noktada çok kritik bir ihtiyaç ortaya çıkıyor:
Sistemin de aynı hızla gelişmesi.

Uluslararası iş dünyasında sıkça kullanılan bir söz vardır:

“Türk gibi başla, Alman gibi sistem kur, İngiliz gibi yönet.”

Biz girişimcilikte gerçekten çok iyiyiz.
Cesuruz, hızlıyız, pratik çözümler üretebiliyoruz.

Şimdi artık bu güçlü refleksi, sistemli yönetimle destekleme zamanı.

Çünkü birçok şirket, bireysel çabadan kurumsal akla geçişte zorlanıyor.
“Ben” ile başlayan yolculuk, “biz” bilincine evrilemediğinde sürdürülebilirlik riske giriyor.

Rakamlar da bize bunu söylüyor:
Şirketlerin büyük bir bölümü üçüncü nesle ulaşamıyor.

Bu bir başarısızlık değil;
doğru dersler çıkarıldığında, gelecek için çok değerli bir rehber.

Özellikle aile şirketlerinde rollerin netleşmesi, yetki ve sorumluluğun doğru tanımlanması büyük fark yaratıyor.
Herkesin katkı sunduğu ama karar mekanizmalarının net olduğu yapılar, daha sağlam ilerliyor.

Bir diğer önemli başlık ise bakış açısı:
Günü kurtaran çözümler yerine, uzun vadeli düşünme alışkanlığı.

Ve belki de en kritik dönüşüm noktası burada:
Fiziksel yatırımlar kadar,
bilgiye, eğitime, veriye ve düşünmeye yatırım yapmak.

Çünkü para kazanmak bir anlık başarıdır.
Ama bu başarıyı yıllara yaymak, bir zihniyet meselesidir.

Bugün Türkiye’de veriye dayalı, ölçen ve analiz eden şirket sayısı hâlâ sınırlı.
Oysa şunu çok net biliyoruz:

Ölçebildiğimizi yönetiriz.
Gördüğümüzü geliştiririz.

Veri, şirketin pusulasıdır.
Pusulası olan yolunu daha güvenle bulur.

Artık çok net bir eşikteyiz:
Bilgiyi merkeze alan,
sistemi güçlendiren,
birlikte düşünebilen şirketler öne çıkıyor.

Özellikle yapay zekâ ve dijitalleşme çağında, sürdürülebilir başarının anahtarı çok açık:
Duygularla değil; bilgiyle, veriyle ve sistemle yönetmek.

Bu yüzden kendimize şu soruyu sormak büyük bir fırsat:

Şirketimizi bugün nasıl yönetiyoruz ve yarına nasıl hazırlıyoruz?

Mobilya sektöründe ayakta kalmak artık sadece ustalıkla ilgili değil.
Bugün ve yarın güçlü olanlar;

– Sistemi olanlar
– Ölçenler
– Öğrenenler
– Ve birlikte akıl üretebilenler olacak.

Çünkü bu çağ;
sadece üretenlerin değil,
yönetenlerin, düşünenlerin ve gelişime açık olanların çağı.

05.01.2026
Ercan Çiğdem