Bu yazı, safımız belli olsun diye kaleme alınmıştır. İran-İsrail/ABD savaşında, sarsılmaz bir kararlılıkla İran halkının yanındayız. Bu duruşumuz, İran’da iktidarda olan molla rejiminin kendi halkına yönelik baskıcı uygulamalarını onayladığımız anlamına gelmez; aksine, biz o rejimi de halkına reva gördüğü pratikler üzerinden en sert şekilde eleştiriyoruz. Ancak bu, bir halkın salt emperyalist çıkarlar uğruna yok edilmesine seyirci kalacağımız anlamına hiç gelmez. Salt kendi hegemonyalarını pekiştirmek için bölgeyi ateşe verenlerin karşısında durmak, insan olmanın en asgari gereğidir. Epstein çocuklarının ve küresel çetelerin Ortadoğu’yu bir kez daha kan gölüne çevirmelerine asla rıza göstermeyeceğiz.

İran, İsrai̇labd Savaşi

Modern dünya, Batı’nın kendi elleriyle inşa ettiği sözde "uygarlık" vitrininin altında, tarihin en kanlı ve en riyakar dönemlerinden birini yaşıyor. Yirmi birinci yüzyılın bu karanlık safhasında; insan hakları, demokrasi ve evrensel hukuk gibi parlatılmış kavramların, ABD ve İsrail’in jeopolitik hırsları ile sermaye çarkları arasında nasıl birer enkaza dönüştüğünü görüyoruz. Bu yazıyı yazmaktaki maksadımız; Ortadoğu’da İsrail’in uyguladığı sistematik şiddeti, ABD’nin bu katliamlara sunduğu sınırsız mühimmat desteğini ve bu suç ortaklığına karşı insan onurunu savunanların haklı öfkesini haykırmaktadır.

Dünya, Washington ve Tel Aviv merkezli bir satranç tahtasına hapsedilmek isteniyor. Bir tarafta teknolojik üstünlüğüyle övünenlerin konforlu yaşamı, diğer tarafta ise bu gücün laboratuvarı haline getirilmiş, modern silahlarla haritadan silinen evler, okullar ve tüm bir yaşam alanı... Bu bir "savaş" değil, tek taraflı bir imha operasyonudur. İsrail’in işgalci ve saldırgan tutumu, bölgedeki varlığını sadece şiddet üzerinden tanımlayan bir barbarlık mekanizmasına dönüşmüştür.

Bu vahşetin asıl mimarı, okyanus ötesinden ölüm kusan uçakları ve milyarlarca dolarlık "yardım" paketlerini gönderen ABD emperyalizmidir. Demokrasiyi bir ihraç malı gibi pazarlayanlar, bugün çocukların üzerine yağan bombaların en büyük tedarikçisidir.

Barış nutukları atanların, savaş bölgelerine ölüm taşıyan mühimmatları sevk etmesi bir tesadüf değildir. Savaş, küresel sermaye için milyar dolarlık bir borsa; ezilen halklar içinse ucu bucağı olmayan toplu mezarlardır.

Batılı hükümetlerin, saldırganın kimliğine göre şekillenen "üzüntüsü", ırkçılığın en çıplak halidir. İsrail’in saldırıları karşısında gösterilen bu stratejik körlük, insan hakları söyleminin sadece bir manipülasyon aracı olduğunu tescillemiştir.

Uluslararası Adalet Divanı kararlarını hiçe sayan ve BM’de veto yetkisini bir katliam kalkanı olarak kullanan ABD, adaletin değil, "güçlü olanın orman kanununun" küresel temsilcisidir.

İran, İsrai̇labd Savaşi B

Bu Bir Hafıza Kırımıdır!

Şunu net bir şekilde anlamalıyız: Emperyalist saldırganlık sadece binaları hedef almaz. Bir hastane bombalandığında sadece tıp etiği değil, insanlığın birbirini yaşatma yükümlülüğü katledilir. Bir okul veya kütüphane yerle bir edildiğinde, o halkın geçmişiyle geleceği arasındaki köprü havaya uçurulur. Bu, bir halkın köklerini kazımaya çalışan bilgikırım ve sistematik bir kültürel soykırımdır.

Ancak zulüm, kendi karşıtını da doğurur. İnsanlığın tarihsel birikimi bize öğretmiştir ki; hiçbir emperyalist güç, bir halkın özgürlük bilincini kelepçeleyemez. Bugün gösterilen direniş, sadece toprağı savunmak değil; insanlık onurunu, kültürü ve geçmişin yaratıldığı, geleceğin yaşanacağı o toprağa duyulan sadakati savunmaktır. Bizim safımız, bu kirli ittifakın karşısında; füzelerin, savaş gemilerinin önünde yüreklerindeki sönmez inançla duranların yanıdır.

İnanıyoruz ki Şafak, Dövüşenlerin Olacaktır.

Savaş karşıtlığı, sadece pasif bir "barış istiyorum" temennisi değildir. Gerçek savaş karşıtlığı; katliamı finanse eden ABD’ye, işgali kalıcılaştıran İsrail’e ve bu vahşeti meşrulaştıran medya aygıtlarına karşı aktif, sert ve uzlaşmaz bir duruş sergilemektir. Gelecek nesillere bırakacağımız en onurlu miras, korku değil, bu emperyalist kuşatmaya karşı gösterilen dirençli dayanışma olacaktır.

Adalet, egemenlerin lütfuyla gelmeyecek. Onu bizler; kalemimizle, sesimizle ve emperyalist sömürüye karşı birleşen ellerimizle söke söke alacağız. Çünkü biliyoruz ki; zulmün karanlığı ne kadar koyu olursa olsun, o karanlığı parçalayacak olan şafak, sadece onu bekleyenler için değil, onun için tereddütsüz dövüşenler için sökecektir.

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]