Eğitim paradigmalarının sosyal yaşamın zenginleşmesi için kullanılması halinde toplumsal gelişimin başarısı mümkün olabilmekte. Ülkelerin gelişmişlikleri, vatandaşlarının bireysel gelişimlerinin toplumsal gelişmeye verdiği katkı ile ölçülebilmekte. Gelişim konusunda merhaleler kat etmek için çok fırın ekmek yemek gerekiyor. Toplumsal gelişimin yetersizliği o kadar çok ki hangisinin daha öncelikli olduğunu birçok uzman bile doğru olarak dile getiremiyor.  

Eğitim sistemi, adalet sistemi, sağlık sistemi, ticaret hayatı, üretim sistemi, aile hayatı, sosyal ilişkiler, inanç sistemi, insan kaynakları sistemi ve daha niceleri. Bu alanların bazılarında elbette ki ülkemizin bazı avantajları var ama bazıları var ki elimizde lime lime dökülüyor. Toplumsal gelişimin bir bütün olarak ele alınması için eğitim sisteminin sil baştan elden geçirilmesi gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı daha geçen hafta müfredat programını değiştireceğini ilan etti ve bununla ilgili taslak program yayınladı. İşimiz gücümüz eğitim olduğu için doğal olarak yapılan bu değişikliğin bazılarını inceleme fırsatı buldum.

Toplumsal gelişim üzerine yazan, düşünen bunu her platformda dile getirmeye çalışan biri olarak yapılması düşünülen değişiklikler beni tatmin etmedi. Bazı sınıflardaki bazı konuların başka sınıflara kaydırılması ya da bazı konuların müfredattan çıkarılmasını, müfredat değişikliği olarak yorumlamam mümkün değil. Müfredat değişikliği demek toplumda bir mental değişikliğine neden olabilmeli, uygulama boyutunda değişikliğe neden olabilmeli, yenileşme ve değişim boyutunda değişikliğe neden olabilmeli. Bütün bu değişikliklere sebep olacaksa o zaman müfredat değişikliği yapılıyor diye yorumlanabilir. Yapılan açıklamalara göre müfredat değişikliğinin toplumsal ve bireysel gelişime dönük olduğu her ne kadar yazılıp çizilse de uygulama boyutunda bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığı anlaşılıyor. Toplumu baştan aşağı mental anlamda değişime sevk edebilecek bir yapılanmayı kurgulamak gerek? Bu düşüncenin doğru olarak sorgulanması halinde değişiklikler doğru olarak amacına ulaşmış olabilir.

İhata duvarlarının olmadığı, her yaştan insanın eğlenebileceği merkezlerin olduğu, bireylerin her türlü öğrenme becerilerini gerçekleştirebildikleri mekânların olduğu, bu mekânlarda her türlü sosyal aktivitelerin yapıldığı, bunun yanında spor salonları, müzik salonları, tiyatro salonları, araştırma yapılabilecek kütüphaneler, laboratuvarlar, akıl oyunları salonlarının olduğu mekânların kurgulandığını düşünebiliyor musunuz? Bu mekânların adına da okul dense nasıl olur? Okul denen mekânda bu tür faaliyetlerin yapılmasına uygun alanlar yoksa faaliyetlerin yapıldığı mekânlarla işbirliği yapılsa ve buna fırsat veren düzenlemeler yapılsa. Bu söylediklerimi hayal olarak yorumlayanlar çıkabilir ama unutulmasın ki hayal gelişim, değişim ve dönüşümün ilk ayağını oluşturmakta.

Ülkemizde uygulanan müfredat programı ne yazık ki gerçek yaşamadan kopuk. Eğitim sistemi toplumsal gelişimden çok akademik başarının artırılması üzerine kurgulanmış. Sistem o kadar ürkütücü boyutta ki ne öğrenciler, ne veliler, ne de öğretmenler mutlu olmadıkları gibi sistemin işleyişinden memnun da değiller. Eğitim sisteminin, toplumsal gelişim, dönüşüm ve değişimin gerçekleşmesi için yaşamın gerçekleriyle örtüşecek boyutta yeniden kurgulanması gerekiyor. Kurgunun içinde toplumsal beklentiye uygun bireysel gelişimi destekleyen, bireysel gelişimlerin toplumsal gelişimi tetikleyen boyutta olması kaçınılmaz gibi duruyor. Bu amaçla bireylerin yeterliliklerinin toplumsal başarıya dönüşebilmesi için akademik başarıyla birlikte yaşamsal başarı ortak kurgulanabilirse belki o zaman toplumsal gelişim için kurgulanan sistem başarılı olur.  

ÖZERYILMAZ