Ahmet Taştan

KAFASI KARIŞIK GENÇ

23 Mart 2017 / Perşembe 17:39:53 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Liseli genç tarih konusunda kafası karışmış bir halde derslerine girip çıkıyordu.  İnsanın tabiatı gereği hakikate aşık olduğunu iliklerine kadar hissediyordu. Çünkü bir konu hakkında ikileme düştüğünde “hangisi doğru?” derdine düşüyor ve bunun hakikatini öğrenmek istiyordu.

Bunu sebebi derslere giren hocalarıydı. Biri öyle söylüyor biri böyle söylüyordu. Her gençte bulunmayan bir derinlik anlayışı ile beynini kemiren bu farklı söylemlerin arasında bir o yana bir bu yana savruluyordu. Kendi kafasına göre bir terazi kurması gerektiğini düşünmüştü geçen Pazar günü.

Terazinin bir gözüne tarihe bakışıyla ilgili ölçüsünü ya da ölçülerini yerleştirecek, diğer gözüne de hangi fikir olursa olsun onu koyup tartacaktı. Böylece araştırmalarının nihayetinde kalbinin ikna olduğu kanaati yakalamaya çalışacaktı. Belki de kabullendiği bu fikrin savunucusu ve savaşçısı olacaktı kimselere düşman olmadan.

Peki terazinin bir kefesinde sabit tutacağı ölçüleri nasıl tespit edecekti genç? Lisede okuyan bir düşünür olarak o ölçütlerin bile taraflara göre değişebileceğini düşündü. Tarihi bir olayı kimden dinlemeli veya kimden okumalıydı? Tarihi tarihçiden, dini dinciden, edebiyatı edebiyatçıdan dinlemek kesin doğruyu verir miydi?

Yani tarihçi, dini konudan bahsedemez miydi? Bahsettiğinde onun fikirleri yanlış olmasa bile eksik olarak mı kabul etmeliydi?  Bir edebiyatçı, tarih konularından bahsettiğinde boşver demek mi lazımdı? Yoksa o da okuduğunu anlayan ve anlatan biri ise hatta kaynak kitap isimleri vererek konuşuyorsa, buna rağmen dinlenmez miydi?

Sınıfın önünde ders anlatanlar o günleri bizzat yaşamadıklarına göre tarih bilgilerin kaynağını öğrenmeliydi. Sonra o kaynağın sağlıklı olup olmadığını araştıracaktı. Okuduklarını olduğu gibi aktaran biri kendi dünya görüşü ile hakikati perdeleyemez miydi? 

Bunun kararını hemen vermemeliydi? Gözlemlemesi gerekiyordu, zira kitaplarda bunu bulması zor gibi geliyordu? Acaba hocaları derslerde ideolojilerinin öngördüğü biçimde mi yaklaşıyorlardı meselelere? Bu gözlenmesi gereken bir konu idi. Bunu nasıl anlayabilirdi?

Matematikte öğrendiği konulara benzer bir usulle yapabileceğini düşündü bunu. Tarihteki tartışmalı bir konu ya da ismi üzerinde tartışmaların sürüp gittiği bir şahsiyet üzerinde devam edebilirdi. Birini sabit tutup değişkenleri izlemenin güzel bir yol/metot/yöntem olduğunu düşündü.

Hali hazırda yakın tarihte bunları bulmak zor değildi.  Youtube’dan birkaç video izlerken konuyu da bulmuş oldu. Şapka meselesinden dolayı idam edilen İskilipli Atıf Hoca’ya kimisi hain diyor kimisi şehit diyordu. Bu konudan yürüyebilirdi meselelerin üzerine. Bir de kimilerinin Kızıl Sultan kimilerinin de Ulu Hakan dedikleri cennet mekân II. Abdülhamit Han üzerinden bir yaklaşım yakalayabilirdi.

Yakın tarihimizde nasıl geliştiği çok açıkça belli olan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli risalesinden dolayı Giresun, Trabzon ve Rize’de çıkan ayaklanmaları sebep gösterilerek İstanbul’da yaşayan birini muhakeme edilmesine şaşırmıştı. Ayrıca mahkeme önünde muhakeme olanların daha evvelden, Yunanlılarla yapılan mücadeleyi kırmak adına, broşür dağıtıp hainlik ettiklerinin iddiası da varken ve bunun da yeni hükümet tarafından af edildiğine dair bir mevzu varken.

Uzun yola çıktığını anladı liseli genç. Bu girift ve zahmetli bir yoldu ve daha çok değişik kaynaklardan kitap okuması gerekiyordu. Birileri, 32 sayfalık bir kitapçık hem de yeni devletin Milli Eğitim Bakanlığından övgü toplamış ve izin alınıp basılan risale sebebiyle çıkan isyanlara fikir ilham etme suçlamasıyla idam edilmiş biri âlimi araştırması gerekiyordu.

Her iki taraf da mahkeme kayıtlarından bahsediyordu. Delikanlı o mahkeme kayıtlarına ulaşmak istiyordu lakin konuya bir başka açıdan daha bakmak istedi. Neden biri hain diyor diğeri şehit…  Bu olay tarihimizde iyi ya da kötü olmuş ve bitmiş, neden bu iki kelime üzerine duygular ve fikirler yoğunlaşıyor? Delikanlı, düşündü okudu, okudu düşündü. Sorunu henüz çözemedi.

Lakin bu konuları araştırdığı günden beri evde de bir tartışmadır gidiyordu. Henüz araştıran biri olarak “sadece sorularım var” diyordu, sadece soruyorum. “-Neden beni kendinize çekmeye çalışıyorsunuz?” “Siz” dedi ailesine “ya bu konu hakkında okumadınız ya da duyduklarınızla yetindiniz ve ilk duyduklarınız doğru sandınız. Ama ben araştırmak istiyorum.”

“-Kim haklı çıkar, kim haksız bilemiyorum. Ancak araştırmalarıma devam edeceğim. Farkındayım size biraz kaba ve kırıcı davranıyorum. Ancak beynimi kemiren sorular bitmiyor. Belki de okuldaki hocalarıma karşı sevgim artacak bu araştırmalar sonucunda. Şimdiden onlara teşekkür etmeliyim beni bunlarla meşgul ederek bazı kötü alışkanlıklardan kurtarmış oldukları için” dedi ve odasına çıktı. Başını yastığa koydu ama uykusu bir türlü gelmiyordu.   

Tüm Yorumları Göster (0)