Mobilyacılar Odası seçiminden sonra Ercan Çiğdem’in kaleminden bir seçim değerlendirmesi.

İnegöl’de Mobilyacılar oda seçimleri tamamlandı.
Sandık kuruldu, oylar sayıldı, sonuç belli oldu.
Bordo Liste kazandı, Yönetimi ve Yasin Altuntepe oda başkanlığı görevini üstlendi.

Hayırlı olsun.

Bir şehirde seçim bittiğinde, artık “kim kazandı” meselesi geride kalır.
Asıl merak ettiğim şey hep şudur:

Şimdi bu şehir için ne değişecek?

Ben uzun süredir bu sektörün içindeyim.
Atölye geziyorum, esnaf dinliyorum, üretimin nabzını sahada tutmaya çalışıyorum.
Ve samimi olayım; seçim süreci boyunca dönen tartışmaların büyük kısmı, sahadaki insanın gündemiyle çok örtüşmüyordu.

Kim kimi destekledi,
hangi liste kaç oy aldı,
kim nerede durdu…

Bunlar konuşuldu, evet.
Ama tezgâhın başındaki usta başka şeyler düşünüyordu.
Sanayici sabaha başka kaygılarla uyanıyordu.

Benim kulağıma çarpan soru daha yalındı, daha gerçekti:
“Bu seçim bize ne katacak?”

Sandık Sonuçtur, Ama Yönetim Bir Süreçtir!

Seçim bir sonuçtur.
Asıl mesele, o sonucun nasıl bir yönetime dönüştürüldüğüdür.

Seçim sürecinde “değişim” dendi.
Yeni bir dönemden, daha etkin bir odadan söz edildi.
Bunlar kulağa hoş geliyor.

Ama bugün artık kimse cümlelere alkış tutmuyor.
Herkes şunu görmek istiyor:

Bu sözler hayata geçecek mi,
yoksa seçimle birlikte rafa mı kalkacak?

Sahada Sorular Net, Cevaplar Henüz Yok?

Ben sahada şunları duydum:

“Bu maliyetlerle bu iş ne kadar daha yürür?”
“Paraya ulaşmak neden bu kadar zorlaştı?”
“İhracatta neden eskisi kadar rahat değiliz?”
“Tasarım, marka, katma değer diyoruz ama neden hâlâ aynı yerdeyiz?”
“Orta ölçekli üretici bu yükü daha ne kadar taşır?”

Seçim sonuçları bu soruları ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, artık bu sorular doğrudan yeni yönetime bakıyor.

O Koltuk Dışarıdan Göründüğü Kadar Hafif Değil!

Oda başkanlığı dışarıdan bakıldığında bir makam gibi algılanabilir.
Ama işin içine girildiğinde bunun bir unvan değil, ciddi bir sorumluluk olduğu anlaşılır.

O koltuk bazen gazdır, bazen frendir.

Yanlış zamanda hızlanırsanız duvara toslarsınız.
Yanlış yerde frene basarsanız şehir yavaşlar.

Alınan her karar;
binlerce esnafı,
yüzlerce atölyeyi
ve İnegöl mobilyasının geleceğini etkiler.

Bu yüzden bugün ihtiyacımız olan şey yüksek sesli cümleler değil.
Daha çok, istikrarlı ve sahaya değen bir çalışma.

İnegöl Artık Slogan Değil, Yol Haritası Görmek İstiyor.

Bunu net söyleyeyim:
Bu şehir vitrin değil, mekanizma görmek istiyor.
Afiş değil, takvim görmek istiyor.
Niyet değil, sonuç görmek istiyor.

Hangi sorun önce ele alınacak?
Hangi söz ne zaman karşılık bulacak?
Oda esnafın gerçekten kapısını çalabildiği bir merkez olacak mı?

Bugün sektörün sorunları ortada:
kârlılık düşüyor,
rekabet fiyatın içine sıkışıyor,
tasarım ve markalaşma hâlâ yeterince güçlü değil,
gençler sektöre mesafeli,
ihracat sürdürülebilirliğini zorluyor.

Bunlar zor başlıklar.
Ama artık ertelenebilir de değil.

Bu Satırlar Bir Muhalefet Değil, Bir Beklenti

Bunu özellikle söylemek isterim.
Bu yazı bir muhalefet metni değil.
Bir polemik hiç değil.

Çünkü verilen sözler tutulursa,
şeffaflık sağlanırsa,
ortak akıl gerçekten işletilirse
kazanan sadece bir liste olmaz — İnegöl kazanır.

Ama sözler kâğıt üzerinde kalırsa,
sorunlar ötelenirse,
beklentiler boşa çıkarsa
bedelini yine bu şehir öder.

Bu dönemin adı;
verilen sözlerin hayata geçtiği,
sorunlarıyla yüzleşen,
birlikte çözüm üreten bir İnegöl mobilyası olsun isterim.

Benim beklentim bu.
Bu şehrin beklentisi de bu.

Umarım bu kez,
sözler gerçekten yerini icraate bırakır.

Ercan ÇİĞDEM
12/01/2026