Uluslararası sınav sonuçlarını ayrıntılı olarak incelediğimizde ilginç verilere ulaşıyoruz. Bir de sınavlara katılan ülkelerin performansı ile kendi ülkemizin performansını karşılaştırdığımızda karşılaştığımız sonuçlar kaygı verici. Çünkü genel olarak öğrencilerimizi, küreselleşen dünyada küresel oyuncu olarak yetiştiremediğimiz ortaya çıkıyor.
Öğrencilerimiz eğitim sisteminden çıkarken binlerce saat yabancı dil eğitimi aldıkları halde bir yabancı dili hakkıyla konuşamadan mezun oluyor. Sorun çözme, eleştirel düşünebilme, okuma becerileri gibi birçok alanda yeterli düzeyde olmadıklarını görüyoruz.
Şimdiki gençlik, özellikle yabancı dil bilen, nitelikli eğitim almış olanlar iş başvurularını internet üzerinden yapmaktadırlar. İş görüşmeleri, mülakatlar, sınavlar dijital ortamda yapılmaktadır. Yeni mezun genç iş sınavlarında başarılı olduğunda Dubai’deki ya da Londra’daki işini Türkiye’den evinden yapabilmektedir. Küresel oyuncu kavramını kullanırken ne demek istediğimiz sanırım anlaşılmıştır. O nedenle eğitim süreci giderek daha fazla önem kazanmıştır.
Eğitim çocuklarımıza ve gençlerimize sadece akademik alanda başarılı olsunlar diye verilmez. Bilginin sınavlarda değil hayatın içinde kullanılması için ”yaşam becerileri” kazansınlar diye verilir.
Burada hemen aklıma gelmişken Şeyh Sadi’nin sözünü yazma vaktidir. Biz de yazalım; Ne kadar çok kitap okursan oku, eğer davranış yoksa, okuduğun kitapların eşeğin sırtına vurulmuş semerden farkı yoktur!

PISA 2022 sonuçları Türkiye açısından ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Bir tarafta OECD ortalamasına yaklaşan akademik başarı, okulda kendini ait hisseden öğrenciler ve son yıllarda yükselen performans göstergeleri var. Diğer tarafta ise çocuk yoksulluğu, bölgesel eşitsizlikler, okul türleri arasındaki uçurumlar ve aile gelirine bağlı fırsat farklılıkları bulunuyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Türkiye'deki öğrenciler mutlu olabilir, peki eğitim sistemi gerçekten adil mi? Bu sorunun cevabı yalnızca eğitim politikalarında değil, aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısında saklıdır.
PISA'nın Görünmeyen Tarafı: PISA sonuçları çoğu zaman ülkelerin matematik, fen ve okuma puanları üzerinden değerlendirilir. Oysa OECD'nin yayımladığı ayrıntılı raporlar, öğrencilerin yaşam koşullarına ilişkin son derece önemli bilgiler içerir. PISA 2022 verilerine göre Türkiye'de öğrencilerin önemli bir bölümü okulda kendisini güvende ve kabul edilmiş hissetmektedir. Türkiye, okul aidiyeti bakımından birçok Avrupa ülkesinin önünde yer almaktadır. Bu durum tesadüf değildir.
Türkiye hâlâ güçlü aile ilişkilerinin, mahalle kültürünün ve toplumsal dayanışmanın tamamen çözülmediği bir toplumdur. Çocuklar yalnızca okul içinde değil, aile ve arkadaş çevrelerinde de sosyal destek bulabilmektedir. Ancak aynı öğrencilerin önemli bir bölümü ekonomik güçlüklerle mücadele etmektedir.
İşte Türkiye'nin eğitim paradoksu burada ortaya çıkmaktadır: Çocuklar okulda yalnız hissetmeyebilir, fakat eşit fırsatlara sahip değillerdir.

Sınıfın İçindeki Görünmez Duvar: Birçok eğitim sosyoloğu eğitim sosyolojisinin, okulun yalnızca bilgi öğreten bir kurum olmadığını söyler. Okul aynı zamanda toplumdaki sınıfsal farklılıkları yeniden üretir. Türkiye'de bu durum oldukça belirgindir.
Bir öğrencinin başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biri hâlâ ailesinin ekonomik durumudur. Düşünün: Bir öğrenci özel ders alabiliyor. Evinde sessiz çalışma odası bulunuyor. Bilgisayarı ve internet erişimi var. Anne ve babası üniversite mezunu. Diğer öğrenci ise kalabalık bir evde yaşıyor.Çalışmak zorunda kalıyor. Kitap almakta zorlanıyor. Ailesi eğitim sürecine destek verecek bilgiye sahip değil.
Resmî olarak ikisi de aynı okul sisteminin içindedir. Ancak gerçekte aynı yarışa eşit koşullarda başlamamışlardır. Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği yalnızca okul kapısını açmakla sağlanamaz. Kapının arkasındaki yaşam koşulları da önemlidir.
Yukarıdaki faktörleri zaten aileler, eğitimciler gündelik hayatın içinde gözlemliyorlar, biliyorlar. Ama gözleneni, bilineni yüksek sesle söylemek lazım. Biz biliyoruz ki; nitelikli, kamusal eğitim her öğrencinin hakkıdır. Sanırım yanlış bilmiyoruz. Siz ne dersiniz?
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı