Ahmet Taştan

İNANCIN ÖRTÜSÜ

09 Ocak 2014 / Perşembe | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bir habere bu kadar mı sevinilir, bilmiyorum. Yıllar önce inançlarından dolayı üniversitelere alınmayan öğrenciler için hak hukuk mücadelesi çerçevesinde bir çok eylemlere protestolara katılmış olanlar bilirler ki, başörtüsü dinin bir emridir. Dinin emrini yerine getirmek de bir Müslüman için görevdir. İnanmış  ve inançlarında samimi olanlar böyle bilir ve böyle yaparlar. 
Modern dünyanın ikramı() olan bölmeli kafa yapısı sahip kişiler “o başka, bu başka” diyerek “müslümanım Elhamdülillah, ama devletin de bir işleyişi var değil mi?” şeklinde fikirlerini açıklıyorlar. Yani başı açık Müslüman bir hanım efendi olabilirsin. Namazını da kılabilirsin, orucunu da tutabilirsin… 
Hem Rahmanı hem şeytanı razı edecek bir tavır içinde olmakla, içinde bulundukları şartları meşrulaştırmak/normalleştirmek istiyorlar.  Ancak riyakarlar hakkında söylenmiş bir hadis-i şerifte  “Ey hilekâr Kimin için amel işlediysen ecrini git, ondan iste. ...” denileceği beyan edilir. 
İçinde yaşadığımız hayat şartlarını inancımıza göre, İslam’a göre, dizayn etmek  mümkün değilse bile bireysel manada yüreğimizin yettiğince hayatımızı biçimlendirebiliriz. Çünkü dini yaşama konusunda bir ayette “yeryüzü dar mıydı?” buyrulur. 
Psikolojik açıdan inandığını yaşayamayan insanlar sosyal hayatta problem çıkarabilirler. Kişinin hakkı ise, kanun da değiştirilir, tüzük de yönetmelik de… Lakin şimdilik böyle, buna uymak zorundayız diyen zihinlere şunu söylemek lazım. Demek ki o yönetmelik maddesi sıradan bir madde değil. Milletten çalınmış “hakkın” üzerine bina edilmiş bir yaşam tarzı  topluma/gençlere dikte edilmeye çalışılıyor. 
Milletin inançlarından, evrensel değerlerden  ve ana yasadan uzağa düşen her yönetmelik tekrar düzenlenmelidir. “Zaman değiştikçe hükümler de değişir diye meşhur bir kanun  vardır. Millet değişmek istiyor, ancak ufak tefek gibi görünen bazı cümleler birçok inançlı genci yaralıyor. 
Bizler biliyoruz ki, insan belli yaşa gelince dinin emirleriyle mükelleftir. Bunu bilen ve okuyan herkes gereğini yapar veya yapılmasını bekler.  Tezat dolu bir dünyanın gizli ve açık meydan savaşlarının yapıldığı bir zamanda inanmış ve örtüsünü sancak gibi görüp başına takmış gençlere huzur içinde saygı duymak lazım. 
Giydiği kıyafete uygun davranmayanlara karşı derinimizde bir kızgınlık oluşuyor değil mi? “Kız bir de başörtülü olacak yaptıklarına bak…” gibi sarf edilen sözler dile getiriyor hissiyatı.  
Geçmiş dönemlerden günümüze kalan olgun ve yaşlılar acı ve korku dolu tecrübelerini kıyıya bırakıp milletin inancına saygı duyan ve onu en doğru biçimde anlamaya çalışan gençlere müsaade buyuracaklardır.
“İstediği gibi yaşama, bireysellik "düşüncesi” batı dünyasının karnımızın ortasına bıraktığı pimi çekilmiş fikirlerdendir. Ancak inancının farkında olan liseli gençler artık… bu zaman da… diyerek Allah’ın emrini, anayasanın inanç ve fikir hürriyetine dayanarak, evrensel insan hakları beyannamesine güvenerek en önemlisi de imanlarından aldığı güçle uygulamak istiyorlar. Bu gençlere dikkat edelim. Saygı dolu ve başarılı gençler, liselerde de üniversitelerde olduğu gibi serbest olsun istiyorlar. Mantıksız, akıl dışı ve garip dönemlerin uzantısı olan bir takım yönetmeliklerin değişmesi gerektiğini düşünüyorlar. 
Bizler, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için nasihat almış muallimler değil miyiz?                                                                                                                                                                                                                                               
Anne babalarda yaşları büyük olduğu için, hayatı tanıdıkları() için, geçmişteki acı uygulamaları gördükleri için bazı bilir bilmez konuştukları oluyor. Ama zaman değişti. Hz. Ali’nin dediği üzere “evlatlarınızı geleceğe göre yetiştiriniz” tavsiyesine uyarak hayata devam etmeliyiz. 
Geleceğiniz aydın olsun gençler. Sizler bizim de geleceğimiz ve ışığımızsınız. 
.

Tüm Yorumları Göster (0)