Peki kim kazandı asırlarca süren bu tartışmalardan? Kim? Ümmetim! Hâli ortada ümmetimin.O tartışanlar!
Derinlere gömülüp giden, ciltlere sığmaz, birbirini cehenneme layık görmüş ilim adamlarının fotoğrafı! Başka ne kaldı geriye? Bir de, keyifle bu süreci seyreden İblis!
On asırdır süren bu tartışmalardan başka ne kaldı? Bu soruya mü’min vicdanı ile cevap aramak zorunda değil miyiz güzel kardeşim benim? Kur’an okumaya ve onu okurken gözlerimizin rutubetlenmesine fırsatımız bile kalmadı.
Ah ve ne ah! Dedim ya, iki kardeş gibi yazışacağız sizinle. Kütüphanemde on beş bin kalemden fazla kitabım var elhamdülillah. Bu konularla ilgili iki tane kitabım yoktur. Biiznillah olmayacaktır da.
Kur’an var, tefsirleri var. Hadisle alakalı ne yazıldı, karalandı ise var biiznillah. Fıkıh ekmeğim gibi. Bu kitaplara ise koyacak yer bulamıyorum. Henüz Bakara suresini ezberleyememiş gençler görüyorum.
Kur’an ezberine vakit bulamamışlar ama bu konularda tipik bir kelam âlimi kesilmişler. Yazık değil mi gençlere ve onların gelişmesini bekleyen bu ümmetin geleceğine yazık değil mi?
İbni Teymiye’nin kemiği kalmadı dünyada ama yazdıklarını âyet zannedenler ona protez kemik üretmeye çalışıyorlar. Subkîler de gitti ama onların efkârı üzerinden İbni Teymiye’ye saldırmayı ibadet zannedenler yaşıyorlar. Ah ve ne ah!
Aziz kardeşim, Yazınızdaki samimiyet beni duygulandırdı da, yakın bir zamandaki bir hatıramı zihnime getirdi. İstanbul Teknik Üniversitesinde okuyan altı genç randevu alıp ziyaretime geldiler.
Ellerinde not defterlerini görünce hoşlandım. Öğrenmek için soracaklar diye onları ciddiye aldım.
İçlerinden biri, çok özel sorular soracaklarını, bunun için hazırlandıklarını ve elindeki not defterini gösterip hazırladıkları soruları sormak istediğini beyan etti. Memnun oldum.
Sormaya başladılar. İlk üç sorunun sorulması yarım saate yakın sürdü. Ne yazık ki sorular sizinkilere benzer şeylerdi. O sorulara göre bu topraklarda iman ehli kimse yoktur gibi bir sonuç çıkıyordu.
Onlar konuşurken beni bir gariplik bastı. Bir an kendimden geçer gibi oldum. Ben fark etmeden ağlamaklık olmuşum. Bu durum onların da dikkatini çekmiş.
Biri dedi ki: ‘Hocam rahatsız mısınız?’ Rahatsız olmadığımı söyledim ve ardından da dedim ki:
“Canım kardeşlerim!
Siz içeri girdiğinizde, İTÜ’de böyle güzel gençler var, bu ümmetin sırtı yere gelmez diye sevinmiştim. Ne güzel selam verdiniz, diye hissiyatım derinleşti. Ben sizi, ümmetimin filizleri zannettim.
Meğer siz, cehenneme sevkiyat memuru imişsiniz. Bu nedir kardeşlerim. İTÜ’de şeriat ilan edildi de sıra buna mı geldi?” Bundan sonrasını sürdüremedim. Aşırı bir duygusallık bastı beni. Onlar da üzüldüler. ‘İsterseniz sormayalım?’ dediler. Ben de sorsalar da benim böyle şeylere ayıracak vaktimin olmadığını söyledim. Çay ikram ettim. Gidebileceklerini söyledim.
İçlerinden biri yanıma gelip ağlayarak benden helallik istedi. Arkadaşlarına dönüp, ‘beni aranızda bilmeyin artık’ diye çıkıştı. Soru sormakla mükellef olan ise onu benim önümde ‘akidesini satmak ve iki damla gözyaşına erimek’ ile itham etti. Odamda tartışmaya başladılar. Artık gerisini düşünebilirsiniz zannederim. (DEVAM EDECEK İNŞALLAH!)
NURETTİN YILDIZ
Kaynak: gencgazete.net