Nitekim din psikolojisi alanında yapılan çalışmalar, dindarlığın bireyin stresle başa çıkma kapasitesini güçlendirdiğini ve psikolojik iyi oluşunu desteklediğini ortaya koymaktadır.

Özellikle Kenneth Pargament’in çalışmaları, dini başa çıkma mekanizmalarının bireyin zorlayıcı yaşam olayları karşısında daha dengeli ve umutlu bir tutum geliştirmesine katkı sağladığını göstermektedir.

Bu noktada dini başa çıkma süreçlerinin içeriksel kaynağı olarak vahiy, bireyin yaşadığı zorlukları anlamlandırma biçimini belirleyen temel referanslardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Vahiy temelli bir anlamlandırma, bireyin yaşadığı sıkıntıları yalnızca rastlantısal olaylar olarak değil, daha geniş ve anlamlı bir bağlam içerisinde değerlendirmesine imkan tanımaktadır.

Din ile psikolojik iyi oluş (özellikle eudaimonistik1 iyi oluş) arasında birbirini tamamlayan derin ilişki, büyük ölçüde bireyin sahip olduğu anlam sistemi üzerinden şekillenmektedir (Krok, 2014).

Bu bağlamda dini anlam sisteminin temelini oluşturan vahiy, bireyin kendisini, diğer insanları ve dünyayı yorumlama biçimini belirleyen epistemolojik bir zemin sunmaktadır.

Vahiy temelli anlam sistemi, bireye yalnızca bilişsel bir yönelim kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda yaşamını amaç doğrultusunda değerlendirmesine imkân tanıyan bütüncül bir çerçeve sağlamaktadır.

Araştırmalar, bu tür bir anlam sistemine sahip bireylerin özellikle yaşam amacı ve kişilerarası ilişkiler açısından daha yüksek düzeyde psikolojik iyi oluş sergilediklerini ortaya koymaktadır (Krok, 2014).

Bununla birlikte din, bireye stresli durumlarla başa çıkmada farklı stratejiler sunmaktadır. Olumlu dini başa çıkma biçimleri; ilahi destek arama, sabır geliştirme ve tevekkül gibi yaklaşımları içerirken, bu stratejiler bireyin hayatın anlamını daha güçlü bir şekilde hissetmesine katkı sağlamaktadır.

Buna karşılık, olumsuz dini başa çıkma biçimleri; cezalandırılma algısı veya dini yapıya karşı öfke geliştirme gibi tutumlar, bireyin psikolojik iyi oluşunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Bu durum, dinin birey üzerindeki etkisinin, onun nasıl yorumlandığı ve içselleştirildiği ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda, dinin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin her zaman olumlu olduğu varsayımı tartışmalıdır. Nitekim vahiy ile temellendirilmeyen ya da anlamdan kopuk biçimde deneyimlenen dini yaklaşımlar, bireyin psikolojik dengesini desteklemek yerine zayıflatabilmektedir.

Din ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide en belirleyici unsurlardan biri ise hayatın anlamı duygusudur. Hayatın anlamına sahip olma durumu, dinin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde aracı bir rol oynamaktadır.

Başka bir ifadeyle, din bireye hayatının tutarlı ve amaçlı olduğu inancını kazandırdığı ölçüde psikolojik iyi oluşu artırmaktadır. Bu bağlamda, vahiy ile kurulan ilişkinin bireyin içsel dengesi üzerindeki etkisi, yalnızca teorik bir çıkarım değil, aynı zamanda vahyin kendi ifadesiyle de temellendirilmektedir.

Nitekim “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (13/28) ayeti, ilahi zikrin bireyin psikolojik sükûneti üzerindeki belirleyici rolüne işaret etmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, anlam sisteminin varlığının tek başına yeterli olmadığıdır.

Anlamın katı, değişime kapalı veya birey üzerinde baskı oluşturan bir yapıya dönüşmesi durumunda, bu sistem psikolojik esnekliği azaltarak bireyin uyum kapasitesini sınırlayabilmektedir.

Bu nedenle, anlamın yalnızca varlığı değil, aynı zamanda birey tarafından nasıl kurulduğu ve hangi kaynağa dayandığı belirleyici olmaktadır. Bu noktada, bireyin sahip olduğu anlamın niteliğini belirleyen temel unsurun vahiy ile kurulan ilişkinin derinliği olduğu söylenebilir.

1 Eudaimonistik (mutlulukçu etik), İnsan eylemlerinin amacı sadece anlık haz değil, potansiyelini gerçekleştirerek "iyi yaşamak"tır. Bu görüş, "nasıl davranmalıyım?" sorusundan ziyade "nasıl bir insan olmalıyım?" sorusuna odaklanan erdem etiğinin temelini oluşturur.

Ş. Betül DEĞİRMENCİ

İlahiyatçı & Yüksek Kimyager

Kaynak: gencgazete.net