Kainatta Her ne varsa özü şefkat ve merhamet. Dini ve ilmi olarak bir çok izahatı var.Bu izahatları paylaşmayacağım.Bu kavramı en iyi yansıtan,anlatan Reis Bey filmini dikkatinize sunayım istiyorum.Necip Fazıl'ın kaleminin ve Haluk Kurdoğlu'nun oyunculuğunun muhteşem tezahürüyle harika bir film.Reis Bey
Bu eseri özellikle de filmini her kesimin-herkesin okuması,izlemesi şarttır.
Emniyet güçleri ,adliye görevlileri,eğitimciler,sağlıkçılar,işçiler,memurlar,esnaf,veli ve de mahkumlar.
Her kesim, kısacası toplum izlemeli bu filmi.Her televizyonda,her sinemada gösterimde olmalı.Kitapçılarda kitabı raflardan inmemeli.Özellikle günümüzde izletilmeli,çünkü merhamete ,şefkata,acımaya her zamandan daha çok ihtiyacımızın olduğu şu zamanda.
Kısaca eserden alıntılar ve özetini aşağıda paylaşayım.Eğer merak eder,ilgi gösterirseniz eminim ki sizlerde hayatınızın merkezine "merhamet"kavramını alacak ve hayatı yeniden değerlendireceksiniz.Sadece okuyun,izleyin ve düşünün.
Reis Bey filminden can alıcı pasajlarını da paylaşayım isterseniz.Buyrun ;
Şu içinin gizli tarafını dışarı çıkarabiliyor musun, bütün mesele onda nasıl öldürürsün göz bu renk renk rüyaları, bu en yakın zerreyi, en uzak yıldızları gören göz ona nasıl toprak doldurursun
kalp dediğimiz, bütün gücümüzü veren bu esrarlı tulumbayı nasıl kırar parçalarsın
Gelin çocuklar
kumar masasına dizilip hep beraber ağlayalım
mazlumun kendinde kıyılana, zalimin mazlumda kıydığına ağlayalım zalime daha çok ağlayalım çocuklar zalimde beni ve kendinizi görün
ağlayanlardan olmak varken, ağlatanlardan olmak reva mı
çocuklar size bir teklifim var var mısınız
gelin bir çete kuralım sizinle
bir gözyaşı çetesi
ve insanlığa gözyaşını öğretinceye kadar onları delik deşik edelim
bıçaklarla değil, ıslak kirpiklerimizle...
ne kadar hırsız, yankesici, dolandırıcı, katil, ırz düşmanı, zehir satıcısı, kumarbaz varsa alalım aramıza ne kadar avukat, hakim, doktor, muharrir, tüccar, işçi, profesör, mühendis varsa alalım acıyanları ve acınanları alalım, buyurun diyelim
acımayı, merhameti cemiyete başlı başına şifa kabul edenler birleşin
insanlığa yeni kurtuluş yolu... katili tezgahtar, hırsızı kasadar, dolandırıcıyı tahsildar yapalım bakalım saklı parayı çapan yankesici, açıkça eline teslim edilene ne yapar korunanı vuran katil, bakalım bağrını açanlara ne yapar
şüphe usulünün beslediği kötülük, itimat sistemi önünde büsbütün şahlanır mı, dize mi gelir görelim
reis bey-"merhamet insanlara merhameti öğretmek insandaki kötülük iktidarını hohlaya hohlaya yumuşatmak
merhamet hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir baş aşağı bir cemiyeti, başyukarı edecek bir kudret
Acımasızca idama götürdüğüm çocuk, bana 'buz çölünde yol alıyorsunuz' demişti.
hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz
Aldığımız nefesler bile sipsivri kayalar şeklinde donuyor bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz damak kirletiyor, el solduruyor
bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz olur mu hiç sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek yazıktır kaplana günahtır kaplana merhamet
hakim - "o halde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar
lüzumsuz öyle mi?
reis bey - "öyle değil bunlar, doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi iç tedavi üstünde tedbirler."
"ben diyorum ki; her fert başucuna, 'suçlu benim herkes suçsuz' levhasını asmalıdır
Ben diyorum ki; yegane kurtuluşumuz, herkesin herkesi affetmesindedir daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. ama görüyorum ki anlatamıyorum... hissediyorum ama anlatamıyorum
Çocuk 'ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz' dedi.
Ağladıkça anlıyorum. ağladıkça anlıyorum
Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim
hem de öylesine kaybettim ki, amerika'da bir cinayet işlense de dünya çapında bir ses sorsa, 'katil kim?'... 'benim' diye haykırabilirim
soğuk kış geceleri köprü altında yatan çocukların vebali benim boynumda
gömleğimin yakasında
isterse çareme adli tıp baksın fakat bir hastaneye girsem de, kan kanseri çeken hastalar görsem; 'acaba onları bu hale ben mi getirdim?' diye düşünüyorum
ben ne yaptım uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim hangi mukaddesi kirlettim ki, kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum dışımda ne arıyorlar
içime doğru suçluyum ben
bir de kalkmış, belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar, bütün ülkeyi sarar diye tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum..."
göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum...
bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz
merhamet... alem bu temel üzerinde
eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu?
rengi merhamet, sesi merhamet, pırıltılı şırıltılı su...
ne duruyorsunuz
sökün sahte su borularını ev ev merhamet şebekesi kurun
tepelerinizdeki çatıları da yıkın
göklerle temasa geçin o zaman göreceksiniz ki; acı su borularından, kendi kendine tatlı su akacak... ve başlar üstünde, güneşe yol veren yükselecek......
Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz.
.