Ahmet Taştan

KAMUSAL ALANDA ÖZEL HAYAT(!)

13 Nisan 2014 / Pazar | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bu başlığın ana fikri; “bu bizim özel hayatımız, kimse karışamaz” sözüne bir cevaptır. Kızgınlığımın, şaşkınlığımın, çaresizliğimin bir cevabıdır bu başlık.

Efendim, zatı şahaneleri(delikanlı) sevgilisini alıp parklardan bir parkta, köşelerden bir ıssız köşede, bir takım samimi pozlar… “Ne var bunda, onlar yanlış bir şey yapmıyorlar ki, hem kime, ne? Bu, onların özel hayatı, kim ne hakla karışabilir ki?”

Bir yetişkin, bir vatandan ya da bir çocuk olarak bendeniz bu samimilerin yanlarından geçerken neden bir rahatsızlık duyuyorum? Başımı çevirmek, bakışlarımı kaçırmak sıkıntısına giriyorum. İçten gelen bir his ile bu samimiyetlerine neden bir ulviyet, bir saygınlık hissetmiyorum. 

Evli gençlere duyduğumuz saygınlığı niçin bu liseli gençlere duyamıyoruz? Evet, doğru; bir genç ile bir yaşlı amcanın/teyzenin hisleri başka olabilir? Lakin güngörmüş İslam ahlakıyla ahlaklanmış hacı abiler, dedeler, teyzeler, bu genç evliler için “ne kadar güzel yakışmış, Allah bir yastıkta kocatsın” gibi dualar savururlar semalara…

Aradaki sır perdesi nedir?

Demek ki sadece denizlerde değilmiş görülmeyen perdeler. Hani, Rahman Suresi 19. ayette bahsedilen perdeler. Gizli perdeleri görmek için gözümüzdeki perdelerin kalkması lazım.

İNSAN, SOSYAL BİR VARLIKTIR

Ve bir toplum içinde yaşar. Geçimini, kültürünü ve geleceğini bu toplumdan derler. İnsanlar, duygu, düşünce ve karakter olarak farklı yaratılmışlardır. “Farklılıkların birlikteliği” dediğimiz toplumsal yaşam içerisinde bazı normlar/kurallar/adab-ı muaşeret kaideleri var.

Toplum vicdanının belirlediği ve birey farklılığı toplumsal bilinç harmanına dönüşerek bir şahsiyet, bir kimlik oluşturduğunu da bilmeliyiz. Her milletin şahsiyeti, diğer milletlerden farklıdır. Ekranlarda izlediğimiz batı kökenli filmlerdeki cümleler bir bizim cümlelerimizden farklılık gösterir.

İki genç kalplerini sarmış olan aşkın ateşini() soğutmak için serinlikleri seçmiş olabilirler. Hemen ötede bir akşam yemeği için gelmiş aile geniş gölgeli bir ağacın altına hasır sermiştir. Ailenin büyükleri, çocukları ve genç kızları ilerideki samimi manzaradan/yakınlaşmadan rahatsız olurlar. Söylene söylene serilen yaygılar, demlenmek için hazırlanan çaylar ve zihinlerinin ortasını işgal eden samimi manzara()…

Maalesef, başörtülü kısa etekli kızlarımız, başörtülü daracık pantolonlu liselilerimiz, kollarına dövme yaptırmış, saçlarını jölelemiş biçimli biçimsiz şekillendirilmiş, boyunlarından kalın altın kolyeleri sarkmış gençlerimiz… Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimiz bunlar. Bunlar yuva kuracak, çoluk çocuk sahibi olacak memleketin istikbalini sağlayacaklar.

Görüntüleri, kafa karışıklığının net bir fotoğrafıdır. Kafaları karışık, gönülleri bulanık, nefislerinin ardına düşmüş, şehvetlerine “aşk demiş” bu zavallı gençler nasıl toparlayacaklar. Bu milletin ar, namus, iffet, hayâ, edep gibi manevi değerlere büyük saygısı vardır. Evlilik, düğün, nikâh gibi kavramlarda ilişkilerimizi meşrulaştırmış ve saygınlık kazanmıştır. 

Dizi filmlerden fırlamış da bizim kültür parkımıza ışınlanmış bu aşıkların (ya da şehvetperest demeliyim) bilmesi gereken en büyük hakikat. “Özel hayatımız” dedikleri tüm davranışlar, kamusal alanda yapılmaz. Ayrıca, böyle bir özel hayatı dizayn eden ilişkilerin meşruluğu da konuşulmalı.

İslam dinine bende/kul-köle olmuş, imanı hücrelerine kadar hissetmiş bir milletin evlatları “kutsal evliliklerini” dahi inancına göre ayarlamalılar. İmanından dolayı sevdikleri Peygamberlerini (sav) örnek almalılar. İnegöl’de üç evliliğin biri boşanma ile son buluyorsa halimiz hakkında iki elimizin arasına başımızı alıp düşünmeliyiz.           

.

Tüm Yorumları Göster (0)