Ahmet Taştan

BİLGE KRALIN İZİNDE

30 Ekim 2017 / Pazartesi 18:17:09 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Gökyüzü bol ve bereketli yağmurlarıyla kentin caddelerini tertemiz kıldığı günün akşamında arabasıyla yol alıyordu vefakâr dostlarına doğru. Tarihi kültür merkezinde şark usulü döşenmiş sedirlerin çevrelediği bir taş duvarlı büyük bir odada ahşap masanın başına oturdu.

Kadim dostlarıyla bilge kral Aliya’yı konuşacaktı. Yaptığı hazırlığın beyaz yüzlü şahitleri olan birkaç sahifeyi masanın üzerine yaydı. Konuşması bir güzel insanı anmak üzerine olacaktı. Zihinleri harekete geçirmek maksadıyla bir soru ile dürttü. “Bir insanı anmak konusunda kitabımızda bir müsaade var mı? Bir ismi öne çıkarmakla, onu gereğinden fazla konuşmakla herhangi bir günaha girmeyiz değil mi?”

Bilenler sözü havada kaptı ve “Kitapta, Salih kulların anılması” konusunda ifadeler geçer dediler. “Peygamberimize (sav) diğer peygamberlerin başına gelenlerden haber verilmiştir” diye söylediler. Kitabın verdiği izinle düşünceyi geliştiren bir soru daha sürdü ileriye “Kimler anılmaya layıktır?”

Düşünürken diğerleri, o konuşmaya başladı. Birinin ardından konuşmak, onunla ilgili muhabbet etmek yaşayanlara iyi gelir. Vicdanlarında vefa damarı olduğunu hissedenlere çok iyi gelir. Öncüleri bilmek, takip etmek isteyenlere daha da iyi gelir.   

Aliya’yı anmak, Aliya’yı anlamak, Bosna Hersek’i bilmek, Avrupa’nın göbeğindeki Boşnak Müslümanları öğrenmek bu gecenin nasibi olduğunu fark etti. Avrupa topaklarında bilinçli bir Müslüman olarak yaşamış, hapislere düşmüş sonra devlet başkanı olmuş bir zat hakkında ufuk açacak bilgiler dermek iyi gelecekti taş duvarları süzen gönüller için.

Önündeki tuttuğu notlara baktı. Yazılanları kısa kısa okudu:

Milletinin hayatından büyük dönüşümlere yol veren öncü bir isim Aliya… Bilge bir lider ve bir eylem adamı… Evrensel ölçekte fikir geliştiren bir düşünür ve yılmaz bir özgürlük savaşçısı… İnsanlığın temel var oluş problemlerine dair düşünce üreten… Doğunun ve batının kültürel kodlarını çok iyi okuyup özümseyen… Muhammed İkbal’in Doğu İslam yorumunun derin ve şiirsel soluğunun yanında Aliya, Batı İslam yorumunun soluğu olmaya aday karizmatik bir lider...

Bu konuşmaların ardından çok önemli açıklamalar yapanların cümlelerini de dikkatle dinledi:

Bosna savaşında Batılıların yaptığı katliamlar karşısında intikam almadı. Doksanlı yıllarda Yugoslavya’nın dağılması sonrasında Bosna Hersek devlet başkanı seçilince sırf Müslüman olduklarından dolayı Sırplar tarafından masum Boşnak Müslümanlara zulümler yapıldı, dedi sözlerine devam edecekken müsaade isteyene vefakârın birine bıraktı. 

Boşnakları tanımadan, onların çektikleri hakkında doğru karar veremeyiz. Çok masum, çok barışçıl bir toplum, eline silah almazlar ki… Avrupa’nın ikinci büyük askeri ordusu olan Sırplar karşısında aciz kaldılar. Savaş yani katliam sadece Müslüman oldukları içindi. Böyle bir zulme bu sebeple maruz kaldılar. Lakin bunca acı bilinçli olmalarına ve Aliya’yı bir lider olarak görmelerine vesile oldu.

Ahşap masanın başındaki vefakar devam etti;

Her şeyinde ölçüsü olan bir adamdı… Kur’an ve Sünnetin doğrultusunda orta yolu benimsedi. İslam algısı bu çizgi üzerinde idi, diye devam etti. Düşüncelerinden birisi de “birbiriyle çatışan ideolojilerin dışında üçüncü bir yol olarak İslam’ı” dillendirdi.  Onun kurduğu Demokratik Eylem Partisi (SDA) seçimleri kazandı Aliya devlet başkanı oldu ve savaş başladı. Balkanlardaki diğer Müslümanlar onun bu siyasi hareketinden etkilendiler ve benzer partiler kurdular. Parti, bu haliyle bir İslam medeniyetinin çağdaş yorumu için bir mektep vazifesi gördü.

Boşnak Müslümanların uğradığı onca zulme, katliamlara rağmen intikam duygusuyla karşılık vermedi. Müslümanlardan oluşan bir Bosna yerine, çok kültürlü bir Bosna idealini savundu. Siyasi, askeri ve diplomatik dehasıyla uluslar arası gücün baskılarına karşı çıktı diye devam ederken bir söz talebini daha fark etti ve sustu.  

“En kötü kombinasyon boş bir ruh ile dolu bir midedir” sözü gibi veciz sözleri ufkumuzu açan ifadelerdir dedi vefakarın biri. “Bizim düşmanımıza tek bir borcumuz var, o da adil olmaktır” sözünü hatırlattı safın ucundaki vefakâr, elindeki telefona bakarak. “Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil dostlarımızın sessizliği olacaktır” diye tamamladı sağ yanındaki vefakâr dostu.

Kelimeler birbirini takip etti. Virgüller kelimeleri birbirinden bir taraftan ayırdı bir taraftan bağladı. Noktayı sonunda saklayan cümle nihayet el Fatiha sözüyle hayat buldu. 

Tüm Yorumları Göster (0)