“Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Yıldırım Camii olarak adlandırılan eser, halk arasında Yukarı Camii, İmaret Camii, Cuma Camii veya Yıldırım Cami adlarıyla anılmaktadır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Yıldırım Camiinden “… bir de kiremit örtülü Yıldırım Han Camii vardır. Ayrıca iki medrese, iki tekke, üç çocuk mektebi, yedi çeşmesi ve Yıldırım Han Hamamı ve 150 dükkânı vardır” şeklinde söz etmektedir.
Yıldırım Camii, vakıflarda yer alan kayıtlara göre I. Bayezid tarafından 1398-1402 yılları arasında yaptırılmıştır. II. Abdülhamid devrinde cami yıkılmış
1895 yılında yeniden yapılarak eser günümüze ulaşmıştır.
“Günümüzde çifte hamamların bulunduğu saha yerleşim alanının merkezidir. Bu nedenle Yıldırım 1396’da Cuma Camiini, meskûn mahallin kıyısına inşa ettirirken hamamını zaviye ve tekke ile bağlantılı olarak yerleşim alanının ortasına inşa ettirmiştir.
Cuma Camiinin çevresinde oluşan mahalle 1396 yılından sonra teşekkül etmeye başlamıştır.” “Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinin önemli devlet adamlarından olan İshak Paşa da (Ö-1487) İnegöl’de bir külliye inşa ettirmiş, ihtiyaçlarının karşılanması için de bir vakıf kurmuştur.
Külliye bünyesinde cami, imaret, medrese, türbe, han, hamam ve ahır bulunmaktaydı. Bu yapılardan ise günümüze kadar sadece medrese cami ve türbe ulaşmıştır.”
“İnegöl’de Osmanlı dönemi mimarisine ait yapıların günümüze dek ulaşanlarından anlaşıldığı kadarıyla, 1402 yılında tamamlanan Beyazıthan (Cuma) Camii ve Yıldırım Hamamı bir kenara bırakılırsa, asıl gelişmenin, 1480’li yıllarda inşası tamamlanan İshakpaşa Camii ve Medresesi ve İshakpaşa (Salı) Hamamı ile anlam kazandığı ortaya çıkmaktadır.
Bu yapıları 1521’de inşası tamamlanan Kasımefendi Camii izler. Böylece Osmanlı İnegöl’ünde fethedilmesinin hemen ardından güçlendirilen tarımsal ve ticari aktiviteye önemli dini ve eğitimsel fonksiyonların da eşlik etmeye başladığı anlaşılmaktadır.”
“Günümüzdeki fonksiyonu cami olan eserin, asıl yapım amacı çok sayıda akademisyen tarafından araştırma konusu yapılarak incelenmiş ve asli unsurun sosyal yapının o dönemde tüm ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte fonksiyonlanmış zaviye olduğu anlaşılmaktadır”.
“Şehirdeki varlığına tesadüf edilen, aslında bir Bizans örgütü olan loncalar, mahalli imalat üzerindeki yetenekleri ve kendilerine özgü üretim biçimi ve iç-dış ticarete yönelik üretimle, havzada batı-doğu yönlü bir kervan ticaretinin başlamasına da katkı sağlamıştır. Bu oluşumların ilki, 1454 yılında yaptırılan “Ortaköy (Dayı Karacabey) Kervansarayı’dır.
“XIII. yüzyıl sonu ile XV. Yüzyıl sonu arasında şehrin gelişimi, Cuma Tepe (Höyük) etrafında cereyan etmiş, ancak bu küçük kasaba, XVI. yüzyıl sonlarına doğru bugünkü Kasımefendi Caddesi ile Bursa (İstiklal) Caddesi boyunca gelişmeye başlamıştır.”
“XVI. Yüzyıldan itibaren höyük alanı dışına taşarak ciddi bir dağılma eğilimi kazanan şehirde, Erken Osmanlı Dönemi ile XVI. yüzyıl sonunda, höyük alanı konut alanı haline gelmiş ve şehrin merkezi güneyde yer almıştır. Özellikle dini yapıların ve çarşı kesiminin bir araya geldiği yer şehrin eski merkezinin güneyinde ortaya çıkmıştır.”
“On altıncı asırda İnegöl’ün kentsel doku merkezi İnegöl Höyüğüdür. Günümüz şartlarına göre buranın kabaca sınırları Belediye Meydanı, Zafer Caddesi, Yenişehir Caddesi ve Nuri Doğrul Caddesi ile çevrilen sahanın ortasında, Yıldırım ve Sinanbey Hamamları, Sinanbey Camii ve Sinanbey İlkokulu yer almaktadır.”
“Evliya Çelebi, 21 Mayıs 1671 tarihinde İstanbul’dan hacca gitmek için yola çıkmış ve bugün İnegöl olarak bilinen bölgeden geçmiştir.”
TURHAN ŞAHİN'İN "İNEGÖL BELEDİYELİ YILLAR" isimli eserinden düzenlenip yayına hazırlanmıştır.