“Evliya Çelebi, 21 Mayıs 1671 tarihinde İstanbul’dan hacca gitmek için yola çıkmış ve bugün İnegöl olarak bilinen bölgeden geçmiştir.”
“Menzil-i Kasaba-i İnegöl’e gelince, burası 1299 senesinde Rum keferesi elinden Sultan Osmancık tarafından alınmış ve fethi yapılmış bir kasabadır. Bursa Sancağı’nda paşa hassı voyvodalığıdır. Şehir, bir ulu ova içinde bağ-ı irem misali bir mâmur ve müzeyyen Türk halk kasabasıdır. Ammâ gayet ganimet şehirdir. Halkı garib dostudur. Herkes ile hüsn-i ülfetleri ile meşhur
olmuşlardır. Cümle şehir, üç mahalle ve 1.000 adet kiremit örtülü mükellef ve müzeyyen hâneden oluşmuştur. Evler hane-i kadim tarzındadır. Kasabada beş mihrap (cami) vardır. Cemaat-i kesireye malik çarşı içinde İshak Paşa Camii vardır ki bir bina-i azimdir. Medrese-i İshak Paşa, beynel-ulemâ, meşhur-ı âfâk bir medresedir.
Bu külliyeye dâhil bir mükellef han ve bir de hoş-heva hamam vardır. Cümle İshak Paşa Külliyesi, kurşun örtülüdür. Mamur imaretlerdir. Bir diğer cami daha vardır ki o, kâr-ı kadim, mabethây-ı Yıldırım Han Camiidir ve kiremitle mestur (örtülü) dur. Çatı örtüsü, kurşun değildir. Amma acayip ruhaniyetlidir. Yapılacak her duanın, müstecâb olacağı bir camidir.
Bu camilerden maada zaviyeler vardır. İki medrese, iki tekke ve üç adet de mekteb-i sıbiyan-ı tıflan-ı ebced-hân vardır. Diğer yanda; yedi adet çeşme-i âb-ı hayat ve bir hamam-ı Yıldırım Han dahi vardır. Kasabada 150 dükkân mevcuttur. Haftada bir gün kasaba merkezinde Pazar kurulur. Etraftaki kuralardan/köylerden nice bin adem, burada cem olup bâzar-ı azim kurarlar. Bey’i şira ederler. Yani alışveriş yaparlar.
(Pazarda) her meta/mal, bulunur. Şehir merkezi, İnegöl sahrası’nın tam vasatında bir mürtefi (yüksek) yerde kurulmuştur. Âb-ü havası latif olduğundan lalegün (kırmızı) yanaklı mahbubesi (güzeli) olur derler.
İnegöl ismi, Ezine-Göl’den me’huz (alınmış) bir isimdir ki bu şehir, iptida (ilk defa) feth olunduğunda Ezine-Günü imiş. Yani Cuma günü imiş. (Fars Dilinde Ezine, Cuma anlamındadır) Anın çün Ezine –Günü’nden galat olarak Kavm Etrak (Türk Halkı), harf-i zâl’i hazfedüp yani kaldırıp taklil-i kelâm ile İnegöl derler. Hâlâ bu diyarlarda camilere, İne-Dam derler ki Cuma Camii demek olur.
Göl kenarında iptida (ilk defa) Cuma namazı edâ olunduğu içün de İnegöl demişlerdir. Göl gâhice (zaman zaman) yâbis olur. Yani kurur. Bu şehrin memdû-hatından/şöhret bulan kaymağı da meşhurdur. Şehrin, yıldız-canibine (kuzeyine) Bursa-Yenişehri, kim bâlâdâ tahrir olunmuştur. 5 saat mesafede bir yerdir. Kasaba-i Bilecik, bu şehrin şark tarafına (düşer).
Kurşunlu Dağları’ndan ve Ahi baba yolu’dan (gidilince Bilecik), 4 saat mesafede bir yerdir. Mezkûr kasabalara varıncaya dek bu mabeyinde olan (arada yer alan) dağ-taş ve sahralar-bayırlarda taş kullanılarak inşa edilmiş mâmur ve âbaâdan nevahi (yerler) ve kurâlar (köyler) vardır. (Burlarda) cümle Etrak Kavmi/Türk Halkı, sakindir. Ancak yine de gafil gitmemek gerek. Zira bu yörenin eşkiyası, bir şikâr (av) alıp Keşiş Dağı’nda karar edip ruhban olunca (yani izini kaybedince yakalanması mümkün olmaz).
“Evliya Çelebi’nin ifadesiyle, Küçük Cafer Paşa’nın İnegöl’ü Paşa Hassı olarak aldığına şahit olmaktayız. Küçük Cafer Paşa İnegöl yönetimine el koyduğunda İshakpaşa azadlılarının hâkim olduğu ticari bölgeye kendi adını verdiği Beylik Hanı’nı inşa ettirmiştir. Fetih sonrasında ilk defa deve kervanları bu hana inmeye başlamıştır.”
“İnegöl’ün batıda Bursa’ya, doğuda Pazaryeri’ne ve güneyde Ortaköy üzerinden Domaniç’e bağlayan yolların düğümlendiği yerde odaklaşmış oluşu, şehrin XVI. yüzyıldan beri ortaya çıkan gelişimini bu yollara bağımlı kılmıştır. İnegöl bu dönemde, kendine kavuşan üç yol boyunca ivme kazanmış, ama şehir içinde Cuma tepe’yi (Höyük alanı) çeviren bir yol aksının gelişimi ile iki ayrı üniteye ayrılmıştır. Bunlardan biri şehrin merkezini oluşturan eski dairesel çekirdek, diğeri ise Bursa, Pazaryeri ve Domaniç yolları boyunca ortaya çıkan doğrusal hatlardır. Böylece İnegöl XVI. yüzyıl sonunda geniş bir üçgeni andıran şekle bürünmüştür.”
“İnegöl yukarıda belirtilen yol eksenleri boyunca XIX. yüzyıl sonuna kadar gelişimini devam ettirmiştir. XVI. yüzyılda ortaya çıkan üçgenimsi alan, XIX. yüzyılda şehrin bina açısından en yoğun kısmını meydana getirmiştir. Şehrin dış kısmında ise binalar arasındaki boşluklar oldukça fazladır. Şehrin XVI. yüzyıldaki şekli, XIX. yüzyılda çarşı kesimi olarak ortaya çıkmış, dini yapılar, ulaşım ile ticarete dayalı tesisler (Beylikhanı, bedestan v.b.), idari ve eğitim tesisleri bu merkezde toplanmıştır.”
Azeri Seyyah Zeynel Abidin Şirvani 1821-1827 yılları bizim topraklarımıza da uğramıştır. Bu seyahatte İnegöl’e de uğradığını Riyazü’s Seyahat (Seyahat Bahçeleri) adlı kitaptan öğreniyoruz. “İnegöl; İstanbul’un dört konak uzağında, ovada yerleşik bir kasabadır. Etrafı genişliktir ve güzelliklerle doludur. Bağları gönül okşuyor, iki üç bin mamur evden oluşmaktadır. Meyvesi boldur. Ahalisi rint (Farsça alçakgönüllü) meşreplidir. Hanefi’lerdir fakat az sayıda İsevi ve Alevi’de vardır.”
TURHAN ŞAHİN'İN "İNEGÖL BELEDİYELİ YILLAR" isimli eserinden düzenlenip yayına hazırlanmıştır.