Kuranı Kerim’de rızkı verenin Allah olduğu ifade ediliyor.
Bizler de rızkı veren Allah’tır diye iman etmişiz.
Bu noktada akla gelen sual şu oluyor:
-Rızkı veren Allah ise bizler neden çabalıyoruz? Neden rızık endişesi ile günümüzün yarısını işimize ayırıyoruz?
Aslında aklıma şöyle bir soruda gelmiyor değil:
-Acaba bizler rızık için mi çalışıyoruz?
Ya da daha konforlu bir hayat için mi?
Soruyu biraz daha genişletelim; Bizler ne için çalışıyoruz.?
D smart faturası için mi? İnternet faturası, akıllı telefon taksidi, hanıma telefon taksidi, fritöz, mutfak robotu taksidi, halılar , perdeler v.s. bu liste uzar gider.
Eskiden lüks olan eşyalar, bugün zaruri olmuş. Zaman lüksü, zaruri hale sokmuş.
Toplumumuz geçim derdi adı altında bahanelerle farz olan ibadetleri de aksatabiliyor.
-Neden yatsıyı kılmadın? Diye sorunca
-Akşam mesaiye kaldım, yoruldum... cevabını çok sık duyuyoruz.
Yani bizler toplum olarak internet faturası ya da cep telefonu parasının hatırına dinimizden taviz veriyoruz.
Bahane olarak ta geçim derdi , ekmek parası, diyoruz.
Bu mantığa göre, bugün lüks sayılan bir çok şey bekli de 10 sene sonra zaruri olacak..
O zaman yine dinimizden mi kırtıklıyacağız?
Aslında literatürde bunun adı; “Ahiretini, Dünyaya satmaktır.”
Yani ebedi Ahiret Hayatımızı, geçici Dünya hayatımıza feda ediyoruz.
Adına da geçim derdi diyoruz…
Meğer geçinmek ne kadar zormuş… Ahretimizi bile feda ettiriyor.