Abdulvasih Duran yazdı

          Suphi amca uzun yıllar çalışmış,çalışma  yolunun sonuna gelerek emekli olmuştu.Suphi amca her emeklinin başta yaşadığı gibi öncelikle yeni hayatına alışmaya çalışıyordu.Emekli olursam şunları yapacağım dediği bazı şeyleri yapmış ancak tahmin edemediği bazı  durumlarla karşılaşmıştı. Örneğin:

-Emekli olur olmaz biraz seyahat etmiş,

-Uzun süre ziyaret edemediği esnaf arkadaşları ziyaret etmiş,

-Çalışırken fazla gidemediği AVM’leri çarşı pazarları gezmişti.

          Ancak birkaç hafta bilemedin birkaç ayda  bunların hepsi gerçekleşmişti.Kendisini bekleyen uzun bir boş zaman oluşmuştu.O zamanın,  nasıl dolduracağı konusu O’nu hep düşündürüyordu. 

          Suphi amca inançlı bir adamdı.Vakit namazlarını mümkün olduğunca camilerde kılardı.Camiye erken gider vaaz varsa dikkatlice dinler,not alır,eve geldiğinde de evde ki Mealden dinlediği ayetleri tekrar okur ve üzerinde düşünürdü.

          Yine bir gün bir Cuma vaazında geçen şu ayetler onu çok etkilemişti.Çünkü tam da  şimdiki (emekli) hayatını tarif ediyordu adeta.O ayetlere eve  geldiğinde tekrar baktı ve üzerlerinde uzun uzun düşündü.

-““Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.”(Tin,4-5).

          Suphi amca, Tin suresinde ki bu ayetleri anlamaya başladığından beri her şeye hüzünleniyor,duygulanıyordu.

          Yanından geçtiği eski evlerin ilk halini (Ahseni Takvim) düşünüyor ve aradan geçen uzun yıllar o güzelim evleri yıkık hale (Esfeli safiline) getirmiş olduğuna hüzünleniyordu

          Yıllar öncesinden tanıdığı fidan gibi genç (Ahseni Takvim)  insanların bugün ne hale geldiğini (Esfeli safilin) gözünün önüne getirmeye çalışırken yine hüzünleniyor ve duygulanıyordu.

-“Sizi güçsüz yaratan, güçsüzlüğün ardından kuvvet veren, kuvvetli halinizden sonra da güçsüz hale getiren ve yaşlandıran Allah’tır. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.”(Rum,54).

-“Bununla beraber, kime uzun ömür verdiysek, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde yaşlandıkça, bir azalma meydana getiririz. Bu gerçeklere rağmen, hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?”(Yasin,68).

        Suphi amca bu ayetleri dinleyip evde de üzerinde durdukça aslında hayatta başımıza gelenlerin (diz,sırt ağrıları,güçsüzlük,hastalıkların) sürpriz olmadığı,Kur’an’da zaten hepsinin anlatıldığını düşündükçe manen rahatlıyordu.

         Suphi amcayı en çok rahatsız eden boş vakitleri doldurma sorunuydu.Çoğu zaman camiden çıktıktan sonra şöyle bir tur atar ama sonunda yoruluyordu.Eskiden işten çıkarken veya yorulduğunda bir çay ocağında dostlarla çay içer madden ve manen dinlenirdi.Ama şimdi ise hayat pahalılığı onu da etkilemişti.Günde içeceği birkaç çayın ve ayda kaç lira tutacağı  hesabı sebebiyle genellikle yol kenarlarında ki banklara oturarak zaman geçiriyordu.

         Suphi amca akşam namazını kıldıktan sonra eve gitmeden marketten birkaç şey alması gerektiğini hatırladı.(Evden çıkmadan önce hanım  bazı şeyleri almasını söylemişti).

         Suphi amca aldığı iki üç parçayı kasiyerin önüne bırakıp cüzdanını açarken belki de elinde olmadan dudağından şu cümle çıktı:

-”Son 200 Liramı da bozuyorum”.

  Kasiyer: 

-“Yapma be amca!”derken herkes gayrı ihtiyarı ağızdan çıkmış bir söz zannetti.

        Oysa kasiyerin parayı alıp üstünü verene kadar geçen sürede dudaklarını sıkması bu sözün gayri ihtiyari olmadığının göstergesiydi.

         Kuyruktakilerde Suphi amcanın bu sözünü duymuş olmalılar ki  herkes bu parayla  Suphi amcanın ay başını nasıl getirebileceğinin hesabını yapıyorlardı.

       

     Dışarıda karanlık gittikçe artarken kuyruktakiler  de sanki o karanlığa uymuş gibi  Suphi amcanın  hesabını aydınlatamadan  evinin yolunu tuttular.