Abdulvasih Duran yazdı

Zaman zaman eski hatıraları kitapları karıştırmak insanı dinlendiriyor.Hani şöyle güzel bir söz vardır:”Hatıralar yorgun zihinlerin koltuk değnekleridir”.Gerçekten tam yerinde söylenmiş isabetli bir tanım.

       Benimde özel zevklerim arasında  öğrencilik yıllarımdan itibaren almaya çalıştığım kitaplarımı karıştırmak vardır.Bazen kitaplığımın önünde uzun süre kalır zamanımın elverdiği kadar kitaplarımı karıştırırım.Bazıların kapaklarına bakar,bazısının önsüzünü okur ve bazısının da içeriğini merak ettiğim için  okumak üzere yanıma alırım.

       Geçenlerde yine hatıraları/kitapları karıştırırken gençlik yıllarımızın vazgeçilmez yazarlarımızdan ve 'Yedi Güzel Adam'dan biri olan Rasim ÖZDENÖREN’in “Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı” adlı kitabına denk geldim.

         Ben bu ismi yazarın kendi buluşu zannetmiştim.Çünkü Edebiyatçılar kitaplarına genellikle ilginç isimler koymayı severler.Örneğin, Merhum Abdurrahim KARAKOÇ’un  “SULARI ISLATAMADIM”  şiir kitabının ismi bana çok ilginç gelmişti .Yine bazı şairlerin,yazarların şiir ve  makalelerinin başlarına koydukları “ RENKLERİ DUYMAK”,”SESLERİ GÖRMEK” v.b edebi isimleri de çok ilgimi çekmişti.

        Rasim ÖZDENÖREN’in  kitabına isim olarak verdiği “Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı” sözünün meğerse tarihte bir karşılığı varmış.Tam olarak gerçek mi yoksa bir masal mı bilmiyorum ama Merhum Rasim ÖZDENÖREN bu ismin hikayesini J.Swift, Gulliver’in Seyahatleri’nden şöyle nakleder:

   “…işte demin söylemek istediğim gibi,bu iki yüce kuvvet otuz altı aydır inatçı bir savaşa girmiştir;sebebi de şu:herkesin de teslim ettiği gibi,yumurtayı yemeden önce,geniş ucundan kırmak,eskiden beri kabul edilmiş bir usuldu;fakat şimdiki imparatorumuzun dedesi,daha çocukken,yumurtasını eski adete göre geniş ucundan kırarken,nasılsa parmağını kesmiş.

      Bunun üzerine babası imparator bir ferman çıkararak,bütün tabasına yumurtalarını sivri uçtan kırmalarını emretmiş;bu emre aykırı davrananlar ağır cezalara çarpılacakmış.Halk buna o kadar kızmış ki,bu yüzden altı kere isyan çıkmış;bir imparator canından,bir imparator da tahtından olmuş.

      Bu dahili karışıklıklar Blefuscu hükümdarları tarafından mütemadiyen körükleniyor,yatışınca da,suçlular hep Blefuscu’ya kaçıyor,oraya sığınıyorlarmış.Hesap edildiğine göre,muhtelif zamanlar da,on bir bin kişi,yumurtalarını sivri uçtan kırmaya katlanmaktansa ölüme razı olmuşlar.

     Bu anlaşmazlığa dair sürü sürü ciltler doldurulmuş,fakat geniş uçluların kitapları yasak edilmiş ve hiçbir memuriyete alınmamaları kanuna bağlanmıştı…”

      Anlatılan bu hikaye ne kadar gerçek,ne kadar yaşanmış bilemiyoruz.Ancak günümüzde ki bazı ilginç olaylara baktığımızda şu enteresan hadiselere rastlamak mümkündür.

      Örneğin,

-Diş macunu tüpünü neden dipten değil de ortasından basıyorsun konusu boşanma sebebi olması,

-Televizyonyadaki bir yemek yarışmasında yarışmacıların tabakta ki dolmaları eleştirirken “Bu dolmalar neten yatık, dik olmaları lazımdı” diyerek eleştirmeleri ve puan kırmaları,

-Trafikte ve alışveriş sırasında meydana gelen bazı kavgaların sebeplerinin çok basit olması,

-Özellikle de müslümanların, incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle onlarca gruba ayrılmaları,

“Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı” hikayesinin de gerçekten yaşanmış olabileceği ihtimalini bende kuvvetlendirdi.

      Bu konuda siz ne dersiniz?