Saraybosna bize uzak bir yer değil.
Bir vesile ile her zaman gündemimize gelen memleketlerden biridir.
Bunun çeşitli sebepleri vardır.
Tarihi bağlarımızın bulunması,
Osmanlının geri çekilmesi ile o topraklardan pek çok insanımızın gelip Anadolu’ya yerleşmesi,
En nihayet 1993-1995 yılları arasında süren ve Müslüman Boşnakların katliamları ile hafızlara kazınmış olması…
Uzun süredir ziyaret etme isteğime rağmen ancak geçen hafta Bosna Hersek’i ziyaret etme imkanı buldum.
Uluslararası bir kongre için Saraybosna’ya gittim.
Bu vesile ile birkaç gün diğer şehirleri gezme imkânı da buldum.
Gidişimiz bu bölgede yaşanan ve Türkiye medyasında genişçe yer bulan sel felaketinin devam ettiği dönemde gittik.
Doğrusu bizim medyada yer aldığı vehamette herhangi bir doğal afete rastlamadık.
Daha önemlisi Saraybosna’ da insanlar ülkede çok büyük bir doğal afet yaşandığını düşünmüyorlardı.
Bosna hersek için üç temel başlıkta gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Birincisi; ülke siyasi ve yönetsel olarak tabiri caizse işlemezlik ve iş görmezlik esası üzerine kurulmuştur. Kantonların idaresi, özerk yönetimler ve federatif yapının iç içe geçtiği kaotik bir siyasi yapı ve yönetsel statüko bulunmaktadır.
O sebeple savaşın üzerinden nerdeyse yirmi yıl geçmesine rağmen yenilenen hiçbir alt yapı ve üst yapı mevcut değildir. Ülkeyi idare ediyor görünenler sadece gerçekten ‘’durumu idare etmek’’ tabirine uygun davranıyorlar.
Ülkenin gelecekteki durumunu tam bir belirsizliğe sokan bir siyasi konsept olduğunu not etmek gerekir.
İkincisi; İnsanların kültürel ve psikolojik duruşları bariz fark edilen hususlardandır. Büyük travmalar yaşayan ve ortalama elli yılda her şeyini kaybedip sıfırdan yeniden bir şeyler inşa etmeye çalışan bir toplumun ruh hali mevcuttur. Bıkkınlığın verdiği umursamazlık ve tam relax olma hali…
Boşnaklar iç içe yaşadıkları Sırp ve Hırvat –ortodoks ve Katolik- toplumlardan ancak son savaşla kültürel olarak farklı olduklarını yaşayarak anlamışlardır. Irk ve milliyet olarak slav olan Boşnaklar son savaşta sadece Müslüman kimlikleri sebebiyle katledildiklerini yaşayarak fark etmişlerdir. Bu kimliğin derinleştirilmesi için dışarıdan ve içerden yapılan çalışmalar, gösterilen çabaların etkileri son derece sınırlı kalmaktadır.
Üçüncüsü; İktisadi yaşam oldukça zayıftır. Ülke için söz konusu edilebilecek herhangi bir iş kolu yada sektörel varlık bulunmamaktadır. Ülke de iktisadi yatırım bulunmadığı gibi, yukarıda anlattığımız siyasi yapı sebebiyle dışarıdan yatırımcılarda ülkeye yatırım yapmaya cesaret etmemektedirler. Şu an itibarıyla ülkenin geçim kaynağı dışarıdaki Bosnalıların ailelerine gönderdiği yardımlar ile diğer ülkelerin yaptığı yardımlar olarak not etmek gerekir.