Ahmet Taştan

KÖTÜLÜĞÜ KİM GÖREBİLİR

24 Mart 2014 / Pazartesi | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Malumunuz, Efendimizin (sav) meşhur bir hadisi vardır: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin; buna  gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Bu da imanın en zayıf derecesidir” buyuruyor.  Sosyal sorumluluk ve bireysel vazife olarak bu söz üzerine düşünmeliyiz.

Bir davranış, bir amel eğer imanla bağlantılı ise çok önemlidir, diye düşünüyorum. Diyeceksiniz ki hangi amel imanla bağlantılı değil ki.  Evet, doğru söylüyorsunuz. Ancak bir de Efendimiz (sav) sözlerinden bakmak lazım, burada buyrulduğu gibi.

İman çok değerlidir.

İman, insanı bir insandan ayıran “kalbî bir ameldir”. Müminle kafiri ayıran bir noktadır iman. Son kelime (iman) üzerine bina edilmiş bir anlam var burada.

İman, bir cevherdir. Yere düşürmeyecek kadar kıymetlidir. “İman, elde kor tutmaya benzer” sözündeki “kor misali” insanı etkiler. Bir başka söz de “iman, ateş gibidir, dokundu her şeyi kendine çevirir” diyor. Velhasıl hayatımızdan daha değerli olduğuna inandığımız bu imanın bizi yönlendirdiğini bilmek zorundayız.

İnancımızın gereği olan bir tutum sergilememiz isteniyor bizden kötülüğe karşı. Kötülüğü, önce temiz insanlar görür.  Kötülük evvel emirde temiz insanları rahatsız eder. Kötülüğün “ne olduğu” kolay tespit edilecek bir durum olmayabilir. Kötünün kötü olduğunu herkes kabul etmediğini bilmemiz gerekir. Sana göre öyle olabilir ama diğerinin yanında durum hiç de senin gördüğün gibi değildir.

İlkin kötülüğün tanımını bilmek lazımdır.

Bir hadisi şerifte “kötülük, müminin kalbine sıkıntı veren şeydir. İyilik de müminin kalbine rahatlık veren şeydir” diye tanımlanıyor.  Sosyal hayatta yakıştıramadığımız her ne varsa bilelim ki kötüdür. “Mümin kalbi “ kavramın da önemlidir.  Müminin kalbi, fıtrata uygun bir kalptir. Yaradılışı bozulmamış, karışımlar karşısında özgünlüğünü kaybetmemiş bir kalptir. Terazidir, müminin kalbi. İyiyi- kötüyü tartar. Bir başka sözde “müftü, kalbindir” der.

Yanlış bilgilerle  ifsat edilmiş bir beyin ve onun ürettiği düşüncelerle  biçimlenmiş bir kalp ayarı bozulmuş bir kalptir. Yanlış tartabilir her şeyi. Yani öncelikle kalbin ayarı “kalp” olmayacak.

Bir kötülüğü önce iyiler fark etmelidir. Kötülüğe/olumsuzluğa alışmışlar rahatsız olmaz kötülerden.

İyi de ne yapacağız kötülüğü fark ettiğimizde.

Bir talimat var, Efendimizden (sav): “Eliyle düzeltsin…” Yani gücünü veya yetkisini kullanarak kötülüğü yok etmeye çalışmak gerekir. Evin içinde, yanlış yapan evlatlarına karşı ebeveyn en uygun tutumu geliştirecektir. Hemen dövmek, sövmek vs. anlaşılmamalıdır. Eliyle değiştirmeye gücü yetenlerin bunu hissettirememesi mağlubiyetine sebep olur.  Yeri geldiğinde, sonuçlarının yakın zamanda olmasa da fayda beklenen zamanlarda gücünü kullanmalıdır.

Taşı gediğine koyamadıktan sonra ne yapacaksın elindeki o taşı. Potansiyelinin farkında olmayanların elinden alınır o yetki. Masaya vurmak gerekir yumruğu zaman zaman. Zalime karşı, kötülüğe karşı dik durulmaz ise “adalet” sarsılır.

Gücün var da kullanamıyorsun veya gücün yok değiştirmeye, yatmak yok mücadeleye devam edeceksin. Söz söyleme kabiliyetini kullanacaksın. Hatalıyı,  vazgeçirmek için tatlı dilden/nasihat etmekten tutun da tehdide varan tüm yollar denenebilir.  Artık hangi aşamadaysanız ve durum ne ise sözü en etkili biçimde konuşmak gerekiyor.

Ona da güç yetiremiyorsak, argo ifade ile tırsıyorsak, yapılacak bir adım daha var. İyi kalp sahibi olarak ıslahına dua etmek…  Duadan tutun da lanet okumaya kadar varan çizgi de tavır geliştirmeliyiz. Bu da imanın en alt düzeyiymiş.

“Sen, gözlerini yumuyorsun diye, gece olmuyor.” Kötülüğü görmeyince kötülük ortadan kalkmıyor. En yakınında bitiveriyor. Hiç ummadığın şeyler oluyor.

Unutmayalım bir kötülük/ bir yanlış karşısında insanlar üçe ayrılırlar: Bir, kötülüğü yapanlar. İki, kötülüğe göz yumanlar… Üç, kötülüğe engel olaya çalışanlar… Kitapta ancak üçüncü sınıf insanların kurtuluşa erdiği belirtiliyor, haberiniz ola. 

.

Tüm Yorumları Göster (0)