Ahmet Taştan

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ...

10 Nisan 2020 / Cuma 12:54:44 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

"Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedirten bir salgın ile karşı karşıyayız. Bu cümlenin ortaya koyduğu sonuç salgının kendisi ile alakalı değil. Bazı insanların, insanlar üzerinde yapmak istedikleri değişimle alakalı olacak. 
Ekranlarda spikerler, yetkililere yani uzmanlara soruyorlar: "Bu salgın bittikten sonra nasıl bir dünyaya uyanacağız?"
 Sanki geceler gündüz olacak, güzler bahara dönecek, kötüler hep iyi olacak... Dünya aynı dünya olarak insanlık geçmişinde olduğu gibi devam edecek, bana göre. Hatta "normal insan türünün son nesli" diye kendilerince bizlere kıymet biçenler ve gelecek nesilden de farklı bir yaratıkmış gibi bahsedenler, boş bir beklenti içinde kalacaklar, altını çizerek bir kez daha söylüyorum, bana göre. 
Kısa ömürlü insanlar olarak biz, bu dönem için  "salgından önce" ve "salgından sonra" ifadeleri kullanabiliriz. El-hak, bu doğrudur. 

Daha yakın zamanlarda bunun gibi dünyanın değişik bölgelerinde şiddetli depremler olmuş, felaketler insanların üzerine patlamıştı da o muazzam söz söylenmiş tekrar, "hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." 
Sanırım açıklanması gereken kelime "şey veya şeyler"dir. O çerçeveye yani şey ile kastedilen alana, gücü yeten, kudreti olan her kim/lerse elinden geleni yapacaktır. 

Şimdi meselenin bu noktasından uzaklaşıp başka bir konuya geçmek istiyorum. 

Acaba dünyada hangi söz, hangi cümle bir insanın hayatını "bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedirtebilir. Benim aklıma kelime-i tevhid geliyor ilk önce.  
Bir insan samimi bir Müslüman olduktan sonra hayatındaki her şey artık bambaşka bir düzleme bambaşka bir atmosfere açılacak. 
İman etmenin yüklediği sorumluluklar ve sağlayacağı sonuçlar itibarı ile "Lâ ilâhe illallâh" kelimesi bile hayatın her safhasını bambaşka hale dönüştürmüyor. İnsan evladı yaşamak için yapması gereken tüm faaliyetlere devam ediyor. Yemeye, içmeye, uyumaya, gezmeye, dolaşmaya, konuşmaya, yazmaya, çizmeye, izlemeye, vs. vs. Her şey devam edecek ama kelime-i tevhid'in ruhuyla nefsin esiri olan hayatı hücre hücre  değişecek ve insan evvel ile ahir(sonrası) arasındaki farkı ortaya koymalı koyacaktır.
 
Daha önce maddi dünyanın dürtüleri ile şekillenmiş hayatı artık manevi bir hissiyatla bezenecektir. Her şey bir noktaya yönelecek, her şey bir noktadan şekillenecektir. Allah'ın emrettiği şekilde, gücünün yettiği kadarıyla ve  tüm samimiyetiyle O'nun dilediği biçimde olacak her şey. 
Otorite olarak Allah'ı kabul edecek, O'nun gücünden üstün bir güç kabul etmeyecek, bütün işlerin O'na döndürüldüğünü bilecek ve dünyadaki tüm işleri ihata edenin O olduğunu kabul edecek, O'ndan habersiz bir yaprağın bile düşmeyeceğini imanıyla kavramış olacaktır.

Şimdi tekrar salgının karşısında insanın tutumunu gözler önüne serelim.  Salgını kırmak için şu anda devlet  katında ve millet düzeyinde yapılanlara biraz dikkat edelim. Yüzde seksen, yüzde doksan civarında salgınla mücadeleye katılım sağlandı. Ve yakın zamanda da sonuçlanacağı bekleniyor. İnsanlar normal yaşamlarını terk ettiler. Hayatları bambaşka bir hayat oldu ölüm karşısında. Demek ki hayatı bütün boyutlarıyla değiştirecek şey sadece ölüm korkusu. 
Bugün salgın için yapılan her türlü çalışma kelime-i tevhid'in gönüllerde kökleşmesi ve  yaygınlaşması, insanların cehennemden kurtuluşuna vesile olması için yapılmış olsaydı acaba nasıl bir dünyaya acardık gözlerimizi. İnsanları ölümden sakındırmak ve onunla korkutmak yerine cehennemden sakındırmak üzerine konuşmuş olsaydık... İnsanların verecekleri hesaba göre yaşama zorunluluğu konusunda bunca çaba ortaya koymuş olsaydık acaba değişim ne düzeyde gerçekleşirdi?

Salgın yasaklarını ihlal eden insanlar olduğu kadar din hakkında verilmiş olan bu tür telkinleri dinlemeyecek bir sürü insan da olacaktır. Lakin kainatın Sahibi, durduğu yerde sıkmaya başladığında nereye kaçacağını çok iyi bilecektir insanoğlu.  Çünkü özünde gizlemiş hatta örtmüş olduğu o cevheri her şeyin önüne geçirecek, her şeyin üstüne koyacak ve Allah diye haykıracaktır.

Hani geçenlerde İtalya'da 3 gün solunum cihazına bağlı kalmış bir hastadan ücreti istendiğinde yaşlı adam ağlamıştı. "Niçin ağlıyorsun?" diye sorduklarında cevabı çok ilginçti: "Üç gün şu cihazları kullandım bu kadar para istediler. Param var, veririm ama bu yaşıma gelinceye kadar tertemiz havayı soluduğum için Allah benden hiçbir ücret istemiyor." 
İşte ulaşılması gereken ve bizim de vurgulamak istediğimiz nokta burası. İnsanları ölümle korkutmak çok basit bir şey olsa gerek. İnsanoğlu o kadar ufalmış ve dünya hayatını o kadar çok beğenir olmuş, o kadar bağlanmış ki ölüm denildiği vakit hayatının büyük bir kısmında değişime zorluyor kendisini. Değişime ayak uydurmayanları da küçümsüyor ya da dışlıyor. 
Asıl korkulması gereken ebedi hayatı kaybetmek yani cehenneme düşmektir. Bizim hayatımızı değiştirecek asıl etken salgın değil, kelime-i tevhit olmalıdır. İman etmiş olmak, salgına yakalanmış olmaktan daha tesirli olmalı hayatımızda.

Şimdi "iman ile salgını nasıl kıyaslayabilirsin?" diye soracak olanlara iki cümlem var. Burada karşılaştığımız iman ile salgın değil. Kıyasladığımız şey salgın karşısında tüm insanların takındığı tutum ile ebedî hayatı kazandıracak imanın karşısında takındığı tavırdır. 
Tabii ki bu salgına kelime-i tevhidi söyleyenler de başka inanç sahipleri de yakalanabilir. Fakat salgından kurtulmanın yolu her iki kesim için de aynı faaliyetlerdir. Biri ölümden sakınıp kendini toparlamaya çalışıyor diğeri de ölümden ve ölüm ötesi hayata göre kendinisini şekillendirmeye çalışıyor. Vurgulamak istediğim nokta burası. Anlatabilene ve anlayabilene aşk olsun...

Tüm Yorumları Göster (0)