Ahmet Taştan

GÜVENLİK SORUNUMUZ

11 Mayıs 2017 / Perşembe 18:40:08 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Çok ciddi bir konu gibi gelebilirsizlere ama her zaman öyledir “güvenlik” meselesi. İnsan yaratılış itibarı ile kendisi ve sevdikleri ile güven içinde olunca rahatlar. Güvenlik tehlikesi varsa “hayatınız” hakkında endişe edersiniz. Korku üreten bir güvensizlik insanın psikolojisini de bozar zamanla.
Nereden icap etti bu konu, diyebilirsiniz. Gazetelerden ve televizyonlardan öğrendiğimiz haberlerden diyeceğim. ABD, DAEŞ ile mücadele için Suriye’ye cephane yığıyor. Görünürde Türkiye’nin güvenliğine garanti veriliyormuş. PYD’ye verilen her silahın hedefi en ya da geç ülkemize çevrilecektir saçmalığını görmeyeceğimizi sanıyorlar galiba.
Tek tesellimiz değil ama büyük bir avantaj olarak yöneticilerimizin bu işin farkında olması. Siyasetin dilini kullanarak, “bir terör örgütünü ortadan kaldırmak için diğer terör örgütüne destek verilmez” diyorlar. Yani bu silahları buraya/Suriye’ye getirmeyin demek istiyor. 
Lakin büyük bir şey olacak gibi geliyor bana. Birileri kural kaide dinlemeden, dünyaya istedikleri düzeni vermek istiyorlar. Çünkü ülkemizin “yerinde ve adilane fikirlerini” ciddiye almayıp kendi çıkarları üzerinden iş çevirenler, çevirdiklerine dolanıp kalacaklar. Zira vicdanın sesine samimiyetle kulak verenler, insan haklarına ve diğer kazanımlara vurgu yapan ülkemizi zaman haklı bulacaklardır. 
Fakat bunlar büyük senaryo yazarıdırlar, paraları bol ya. Hep büyük oynarlar küçük adamlarıyla. Şimdi seslerine ses veren, önlerine çıkıp “sen ne yapıyorsun diyen” birileri var. Onlar kimsenin olmadığı zamanlarda yaptıkları şımarıklığı yapabileceklerini sanıyorlar şimdilerde.
Şu sıralar maşalarının beceremediği şeyleri kendi elleriyle yapmaya geliyorlar. Umarım insanlar, insanlığını unutmaz da barış güvercinin kanatlarından savulan bir serinlik kaplar yürekleri. Bazı insanlar tehditle, korkuyla yönetmeye çalışırlar ve böylece güvenli ortam oluşturacaklarını sanırlar.  Bu korkakların tarzıdır; fikrine, ideolojisine güvenmeyenlerin tutumudur. Baskıyla, yönetim olur sanırlar. 
İnsan yapısına ve dünya hakikatlerine uygun bir inancın sahibiyseniz insanlara güveni, iyilikle ve yardımlaşmayla ve de iyi niyetle verebilirsiniz. Güvenmek, dağlar gibi oturur yüreğinize. 
Efendimiz (sav) çektikleri işkenceleri anlatan Habbab bin Eret’e  (ra) güvenli bir ülkenin nasıllığı hakkında bir cümle söylüyor. “Öyle vakit gelecek ki San’a’dan  tek başına çıkan bir kadın Hadramevt’e kadar Allah’tan başka kimseden korkmayacaktır.”
Güvenin temelinde iman vardır. Münafıklar hakikatte inanmadıkları için her vakit korkuyu yaşarlar. Koskoca devletler münafıkça davranabilirler mi? Sözü özü bir olmayan bir devlet olabilir mi? Bir milleti temsil eden adamlar ülke menfaati için münafıkça davranabilir mi? 
Bir seçim meydanlarında verdikleri sözlere bir de yüz günlük icraatlarına bakılırsa devlet yönetmeyi bilmeyenlerin devlete hakim olamadıklarını görmüş oluyoruz. 
Suriye’nin toprak bütünlüğüne, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı duymamızın bir sebebi var değil mi? O sınırları da vaktiyle yine onlar çizdiler. Onlara büyük saygımızdan değil herhalde bu bütünlük isteklerimiz. Adamlar yutamadı böyle büyük toprak parçalarını şimdi de daha fazla bölmeye ve küçültmeye çalışıyorlar her millete milliyetçilik duyguları empoze ederek. 
Küçülenler birilerinin ağzına sığacaktır.  

 

Tüm Yorumları Göster (0)