Ahmet Taştan

“DEDİKLERİNİ ANLAMIYORUZ”

02 Mart 2017 / Perşembe 17:23:13 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Bir veli, dil ve anlaşmak konusunu açınca evvel ki gün evde yaşanılan olayı özetledi ki her birimize ibretlik bir olaydır.

Telefonu açık kaldığı bir vakitte babasıyla birlikte çocuğumun Whatshop’taki arkadaşlarından biri ile konuşalım dedik. Ben, beceremem ama babası onların konuştuğu tarzda yazmaya çalıştı birkaç cümle.

Fakat karşı taraftan bir cevap yazıldı ki şaşırdık. “Sen kimsin? Sen arkadaşım değilsin?” şok olduk. Onca çabalamalarımız boşa gitti. Kendi aralarından bir anlaşma dili oluşturmuşlar ki biz yabancı kaldık.

O böyle deyince Kitabullah’ta kavimlerine gönderilen peygamberlerden bazılarına verilen cevabı hatırladım.  Konfüçyüs’ün o mübarek sözünü sıkıştıralım araya. “Eğer devlet yönetimini bana verseler önce dillerini düzeltirdim.” Hadi bir de Mehmet Akif’in sözünü de ekleyelim sonra ayete geçeriz. Sormuşlar Akif’e Dil mi önemli din mi diye. Din önemli ama dil olmayınca da dini bile anlayamazsın.”

Furkan Suresi 7. Ayette;  (Yine) dediler: «Bu, nasıl peygamber? (Bizim gibi) yemek yiyor, çarşılarda yürüyor! … Şimdi onların arasında o dili konuşuyor. Doğruluğuna, dürüstlüğüne şahit olunmuş bir peygamber için dedikleri söze bakınız.

Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.”

Bu ayeti kerimeyi okuduğum da şaşırmıştım. Nasıl olur da bunca yıldır içlerinden yaşayan herkesin tanıdığı bildiği bir geçmişi olan insanlara karşı böyle bir söz söyleyebilirler.

“Dediklerini anlamıyoruz!” Nasıl oluyor bu? Telaffuz ettiği kelimeleri mi bilmiyorlar yoksa? Başka bir dilden yabancı kelimeler mi aktarıyor konuşan. Yoksa o kelimelerin bir araya gelip de oluşturduğu cümleyi mi anlamıyorlar?

 “Anlamın” anlamını bilmiyoruz belki de. İşimize gelmiyor belki de. Rahatımıza çok düşkünüz belki de. Yaşadığımız yüzeyselliği seviyoruz belki de.

Bir insan, içinden çıktığı topluma peygamber olarak gönderildiğinde o kavim, o sesin sahibini tanırlardı ama ne hikmetse dediklerini anlamıyordu. Güncel kelimeyle ifade edelim “saçmalama” diyorlardı. Getirdiklerine “çok saçma değil mi?” diyorlardı. “Ne diyorsun?” der gibi kaş göz işaretleriyle dalga geçiyorlardı.

Mesela; Kabe’de üç yüz altmış puta tapan, “biz, bu taş ve toprağa değil onun içindeki ruha tapıyoruz” diyen ve o putlar için kurban kesen putperestlere, nasıl anlatırsın, her yerde var olan, yaratan ve yaşatan, her daim gören ve bir gün hesap için huzuruna çağıracak bir ilahın olduğunu?

Anlamaları güç, zira zihinsel kodlarında böyle bir şey yok. Yaşadıkları hayatın gerçekliğinde gördükleri ve o görülenden üretilmiş bir inanç var ve kabulü zor değil. İnsanın çürük tarafına da hitap ediyor olduktan sonra ne var ki onu “din” diye yaşamaktan. “Atalar dini”

“Kabe’deki putlar hem dinimiz hem de kazancımız” diye bakan bir anlayışa yüce Allah’ı nasıl kabul ettirirsiniz ki? Peygamberlerin nasıl büyük devrimci olduğunu bunları fark ettiğinizde daha iyi anlıyoruz.

Birbirinin dilini bilmeyen insanların düştüğü o komik hallere düşüyorsunuz bir anda. Kültürel değişimin oluşturduğu farklılıkları fark edemeyenler olarak eğitimcilik yapmaya çalışırsınız. Fizik, kimya matematik vb dersleri konusu farklı yani bu dersler eşyanın bilgisini verir bizlere. Sözel derslerin insanın hayatına dokunan kısımları vardır. Gönül dünyasına hitap eder, fikir dünyasına yön verir. İşte tam da burada içinde olduğunu birlikte nefes alıp verdiğiniz insanlara bir şeyler anlatamazsınız. Hz Ali’nin sözünü okuyup bellemişsinizdir. Çocuklarımızı geleceğe göre eğitecektiniz ama yaş ilerledikçe siz de başlarsınız geriden sarmaya.    

Bir nesil, iki üç sene içinde çok farklı değişim ve gelişimler yaşıyor. Sizin yaşınız ilerliyor, geriden gelenler daha da geride kalıyor gün geçtikçe. Yeni neslin gittikçe dili yozlaşıyor, basitleşiyor. Bir kelime ile çok şey anlatılabilinir oluyor. Bu, kelimenin çok anlamlı olmasından kaynaklanmıyor. Siz de farklı anlamların derinliğinde nefes alıp veremez oluyorsunuz.

Bu sadece kelime darlığı değildir. Fark ederseniz yaşanılan hayatta daralan kelime hazinemizle birlikte sığlaşan anlayıştır. Unutmayınız; “Bilgi güçtür ve bilgiyi kelimeler taşır.

 

Tüm Yorumları Göster (0)