İbni Receb, İbni Kesir, el-Mizzî bütün ilim adamları tarafından bilinen muteber âlimlerdir. Bu isimlere kimsenin itirazı olmamıştır. İbni Kesir tefsir ilminde, İbni Receb ve el-Mizzî de hadis ilminde oldukça yaygın bir şöhret sahibidirler.

Bu isimler bir yandan İbni Teymiye’nin talebeleri olarak dikkat çekmektedir, bir yandan da hocaları hakkındaki övgüleri dikkat çekmiştir.

Bugün İslam kütüphanesine vakıf olup da Zehebî ismini bilmeyen yoktur. Zehebî, eserleri, cerh ve ta’dildeki kabiliyeti ile herkes tarafından bilinir. Kim hangi mezhepten olursa olsun Zehebî okur ve ondan istifade eder.

Zehebî’nin İbni Teymiye hakkındaki kanaatleri ise mübalağa denebilecek kadar övücü niteliktedir. Zehebî’yi kabul edip tezkiyesini reddetmek elbette mümkündür ama Zehebî’nin de hocası İbni Teymiye’dir. Buna ne denir bilemiyorum.

Ortada şöyle bir durum vardır: İbni Teymiye, belli bir grup tarafından neredeyse İslam dışına itilmek istenmektedir. Bu bir aşırılıktır.

Diğer bir grup tarafından da tek adam rolüne oturtulmak istenmektedir. Bu da bir aşırılıktır. İslam kimse kadar değildir kesinlikle.

Bir de hocalarım Ebu Gudde ve en-Nedvî gibi meseleyi din adına objektif gözle görenler vardır. Allah onlara rahmet etsin.

Başkasını dışlayarak cennette kendilerine yer açmayı değil Allah’ın rahmetinden en geniş hâliyle istifade etmeyi öğrettiler bana. Allah onlara rahmet etsin tekrar ve tekrar.

İbni Teymiye’den rahatsızlar olsa olsa Şia olmalıdır. Şia ile en köklü mücadeleyi yapanların en önde gelenlerinden biridir.

Saray uleması da ondan rahatsız olabilir. Ümmetin perişan durumunu görmezden gelmelerine karşı onları kılıç dâhil her şeyle tehdit etmekten çekinmemiştir.

Tasavvuf adı altında kendi sapıklıklarını din diye öne süren kimileri de ondan rahatsız olabilirler. Onlarla da kendi zamanında derin bir savaşa girişmiştir. Tasavvufun büyük isimlerini ise O’nu, hayır ve dua ile anmışlardır. Onlarla bir alıp vereceği olmamıştır.

Şimdikiler ise kabile kavgası yapar gibi bir kavga yapılmaktadır. İbni Teymiye bir insandır. İlim adamıdır. Yüz binlerce satır yazı yazmıştır. Eğrisi muhakkak olmuştur.

Tevbe ve istiğfar etti ise Rabbi onu affetmiş olur diye umarız. Etmedi ise o da ameli de Rabbine gitti zaten. Biz onun cihat ve heyecanını alır gerisini ona bırakırız. Kör taklitçisi değiliz. Kör düşmanı da değiliz.

Böyle gördüm ben hocalarımı. Bu denge ile daha kapsamlı bir alanda İslam yaşıyorum. İslam’ın alanı daraldıkça mutlu olmuyorum. Ulemamız lekelendikçe içim serinlenmiyor. Ben Hanefî’yim ama İslam Hanefîlikten ibaret değildir.

Size de tavsiyem budur aziz kardeşim. İlim adamları düzeyindeki konuları ulu orta konuşmakta bir hayır yoktur.

İşimize bakalım. Hâlimize yanalım. Gerçekçi olalım. Cennete girmemiz için birilerini çıkarmamız, bizim iyi Müslüman olmamız için başkalarının lekeli Müslüman olması gerekmiyor.

NURETTİN YILDIZ