Vefat sonrası taşınmazların hukuki paylaşımının tamamlanmaması, kötü niyetli mal kaçırma girişimlerine zemin hazırlıyor. Avukat Oğuz Yavuz, mirasçıların mülkiyet haklarını korumak adına yargı yoluna başvurmalarının kritik önem taşıdığını ifade ederek; mülkün üçüncü kişilere satılması, ipotek gösterilmesi veya kişisel borçlar nedeniyle haczedilmesi tehlikesine karşı yasal sürecin başlatılması gerektiğini vurguladı.

Miras Paylaşımında Taşınmazın Güvenliği Kritik
Mirasçıların "hakkım saklı kalır" düşüncesiyle hareket etmesinin mülkiyet kaybına neden olabileceği belirtiliyor. Tapu kaydını elinde bulunduran tarafın, diğer hak sahiplerinden mal kaçırmak amacıyla taşınmazı hızlı bir şekilde üçüncü kişilere devredebileceği ifade ediliyor. Ayrıca, tapu sahibinin piyasaya olan borçları nedeniyle mülk üzerine haciz gelmesi veya banka kredileri için mülkün ipotek gösterilmesi, diğer mirasçıların paylarını tehlikeye atan unsurlar arasında yer alıyor.

İhtiyati Tedbir Kararı Tapuyu Güvenceye Alıyor
Hukuki süreçte en etkili koruma yönteminin "İhtiyati Tedbir" talebi olduğu kaydedildi. Tapu İptal ve Tescil Davası açılırken mahkemeden talep edilecek tedbir kararı, davanın sonuna kadar taşınmazın satılmasını veya devredilmesini engelliyor. Bu yöntemle tapu kaydı hukuken kilitlenerek, mirasçıların haklarının yargılama süresince korunması sağlanıyor.

Mal Kaçırma Davalarında Zaman Aşımı Sınırı Bulunmuyor
Mirasçıların hak arama sürecine dair en önemli yasal detay ise süre kısıtlaması olarak öne çıkıyor. Muris muvazaası olarak adlandırılan "mirastan mal kaçırma" davalarında herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süre uygulanmıyor.
Hukukçular, usulsüz işlemlerden 10 yıl sonra dahi dava açılmasının mümkün olduğunu ancak taşınmazın başka ellere geçerek sürecin karmaşıklaşmaması için işlemlerin vakit kaybedilmeden başlatılmasının önemine değiniyor.



